Önce onu Galatasaraylılar tanımıştı. Daha sonra diğer sporseverler. Siyasete girdi. Daha çok tanınır oldu. Bir dönem milletvekilliği ve ardından Şişli belediye başkanlığında bulunarak popülaritesi iyice arttı. Başarılıydı. Gençti. Dinamikti. Halkla iç içe, ayrım yapmadan herkesimi kucaklayarak çalışmalarını sürdürüyordu. Çalışmaları, söylemleri kimi zaman partisinin önünde gidiyordu. Taraflı tarafsız herkesin takdirini ve sevgisini kazanıyordu. Bunun semeresini de ikinci defa belediye başkanı seçilerek görüyordu.  Üstelik bu başarısı ona güç veriyor, onu tetikleyip üyesi bulunduğu partinin kongresinde başkan adayı bile yapıyordu.

Ama işte ne olduysa bundan sonra oluyordu. Geleneksel olarak her adayın başına gelenler onunda başına geliyordu. Kongre salonunda yuhalanmalar…  Akabinde sandalyelerin havada uçuştuğu kavgalar… Onun çileden çıkması. Üyesi bulunduğu partiye olmadık suçlamalar… Daha da olmadı seyircilerin içinden ona kötü tezarühat yapanlara bulunduğu yerden sanki uçarak yanlarına gidip onlarla kavga edecekmiş gibi el kol ve inanılmaz sinirli hareketleri, buna mukabil yarıştığı parti başkanının onun hakkında iddia ettiği yolsuzluk suçlamaları velhasıl bin bir kargaşa içinde geçen bu kongre sonunda başkan olamamıştı. Üstelik bununla da kalınmayıp partiden de ihraç edilmişti. (Devamını okuyun…)