Düşün;
Karatahtanın başındasın.
Hecelere bölmüş hocan,
konu;”sevmek”
O kadarını okuyabilirsin.
Ama sen sınıf başkanına aşıksın.
tutuldu mu?… dilin.
Bin dereden su getirirsin.
Yorulur…
O küçücük ellerin.
Birde yüreğin…
Utanırsın
se vi yor um… diyemezsin…
Anlamadın değil mi?
Şöyle anlatayım… (Devamını okuyun…)
Tag: hayat
Hayat
Aldatmak mı aldanmak mı hadi adını sen koy!
Ah bu aldatmak nasıl derinliği olan bir iş böyle… Başkası tarafından aldatılmış, bunu öğrenince sevgilisinden ayrılmış sonra dayanamayıp barışmış olan bir arkadaşım anlatıyor bugün; “Titizlikle hareket etmek lazım bir kere. Stratejik olacaksın ve stratejik oynayacaksın.
Her zaman dikkat etmek zorundasın. Öyle sevgilinle rahat rahat gezip dolaşamazsın. Sevgilinin ne kadar az arkadaşını tanırsan ilişkin o kadar kolay yürür. Olurda seni arkadaşlarıyla tanıştırmak isterse aman ha bir bahane bul olay yerinden uzaklaş yoksa yarın öbürgün ikinci sevgilinle gezerken mazallah görüverir birinci sevgilinin arkadaşı sizi, sonra müjdeci kuşları haberi yetiştiriverir birinci sevgiline. (Devamını okuyun…)
Hayat işte ölmeyen yaşıyor
“Hayat işte ölmeyen yaşıyor…” derdi rahmetli dedem.
Aynen öyle; gösterdikleri, gösterecekleri ve alınan derslerle olması gerektiği gibi sona doğru tüm hızıyla akıyor zaman, ilerliyor hayat. 30 Temmuz cuma günü İstanbul adliyesindeydim, ilk defa adliyelik ve ikinci defa avukatlık bir durumum oldu. Hiç sevmem! pis durumlardır ve hep ürpertmiştir beni adliyesiydi, karakoluydu, hastanesiydi… (Devamını okuyun…)
Ben neden dedim sıra sizde
Telefonu kapattım, ellerim cesur görünse de yüreğim titrek bir sesle çığlığı bastı ”neden!” ne aklım ne mantığım anlam veremedi olanlara. Neydi sebep bir avuç para mı? daha değerli ne vardı insanlıktan, isyan etmemeyi öğrettiler bana ama hep isyan ettirdi bu şerefsizler insanlıkla alay edercesine kötülüklerinin keyfini çıkardılar.
Yüreğimin üzerine masa kurup hayatımı meze ettiler. Yüreğimin haykırışı son bulmayacak elbet affet beni Rabbim ama buna neden demeden geçemeyeceğim.
Gün olur devran döner mi bilinmez edilen kötülüklerin bedeli ödenir mi? ben görür müyüm bilmiyorum tek bildiğim içimde kocaman bir soru var ve o soruyu her sorduğumda içimin sızladığı. (Devamını okuyun…)
Çok özledim…
İkinci annem dediğim halam tam bir İstanbul hanımefendisiydi eşi ise pilottu. Birbirlerini bir ömür sevdiler. Nerede yaşadıklarının bir önemi yoktu. Onlar için önemli olan ne şartta olurlarsa olsunlar yanyana nefes nefese yaşayabilmekti . Bütün emekleri birbirlerine gösterdikleri sevgiydi.
Annem ve babam evlendiklerinde onların hemen bitişiğindeki apartmandan ev tutmuşlar. Aradan on yıl geçmiş. Hiç çocukları olmamış bu sırada. Annem bana hamile kaldığı sırada komşumuz olan bu iki dünya tatlısı insan neredeyse ailemden bile daha çok sevinmişler benim gelecek olan varlığıma. Ben geliyorum diye bir sürü hazırlık… Benim onların aralarına katılmamla onların hayatı da değişiyor birden. Bebeklik eşyalarımın bir kısmı kendi evimizde bir kısmı halam dediğim ikinci annemin evinde. Kısacası benim iki annem iki babam olmuş oluyor. (Devamını okuyun…)
Yüz karası
Editörüm Cengiz Beyin o çok sevdiğim, sanki karşılıklı sohbet eder gibi okuduğum, ”Bilinçaltı Serzenişleri” yazı dizisini okurken madde bölümünü içimde konuştum durdum. Yazmak isteği duydum. Gerek var mıydı? Hayır. Ama klavyemin tuşlarının sesiyle kendimi yazarken buldum. Bilinçaltı serzenişlerinde ki beni, ben sorguladım.
Kara kışın tam orta göbeğinde, sanırım -yok hayır kesinlikle, dünyaya doyurulup da doğmuşum. Çocuktum, variyeti hiç anlamadım. Sanırım farkına da varmadım. Farkına vardığımda da omuz silktim. Ne o madde beni ırgaladı ne ben onu salladım. Genç oldum. Özençlerin ayaklanması gereken zamanlara dem vurdum. Ama demlenmeler sadece aşka oldu. Bir de demini almış tavşan kanı çaya. İkisi de bedavaydı, ama bende paha biçilmez hazdı. (Devamını okuyun…)





Son yorumlar