arıza >> gaf-let >> parça tesirli paranoyalar >> galeri bay gri >> life >> afilli gri >> pisicik >> bağırma >> eksi onsekiz >> bilinçaltı >> sakin ol şampiyon >>
öykü | Bay Gri

Tag: öykü

Porta-kal

Soğuk ve karlı bir gece… Çıplak ayaklarına giydiği terliği ile karanlığın içerisinde küçük bir gölge ilerliyordu. Soğuktan büzüşmüş bedenini titreyerek zorla taşıdığı her halinden belliydi. Geceyi aydınlattığına kendi bile inanmayan titrek sokak lambasının loş ışığın yardımıyla, eski bir kapı boşluğuna çaresiz ve ürkekçe sığındı.

“Bu geceyi de burada atlatırsam, yarın güneş açar ısınırım” diye geçirdi içinden. İçinden geçenlerin sonunda beliren korku dolu soru işaretlerini hesaba katmak istemiyordu. Katmadı… (Devamını okuyun…)


Kara ilkbahar-4 (Öykü/ Son)

Yıllarca hapiste kalan Kadir oğluyla beraber tahliye olur. Köyüne dönmek ister. Fakat küçük bir köyde her zaman kanlı olduğun hasımlarınla yaşamak zordur. Çünkü her an onlarla yüz yüze gelme, acıların tazeleme ihtimalin vardır. Bu zorluğu biliyordu Kadir. Fakat ömrünün büyük kısmını geçirdiği köyünden ocağından da ayrılmak istemiyordu. Çünkü köyün her sokağında ayağının izleri, meyvesini yediği her ağacında ağzının tadı, yaşadığı ahşap evin her işlemeli tahtasında alnının teri, her bayramda ziyaret edip dualar gönderdiği kabristanlıkta sevdikleri ve nice hüzün ve sevinçleri paylaştığı komşuları ile unutamayacağı anıları vardı. Biliyordu ki bir defa buraları terk edip gidince ancak omuzlar üstünde geri gelebilecekti!

Oğlu ise babası gibi düşünmüyordu. Yeni bir hayat kurmak için hiç düşünmeden büyükşehre yerleşti. Köyüne dönmedi. (Devamını okuyun…)


Kara ilkbahar-3 (Öykü)

Toprak kuruyunca tavını almıştı. Traktörlere pulluklar takılmış herkes toprağını işlenmeye başlamıştı. Fakat bir ara yağmur yağdığından ara vermek zorunda kalmışlardı. Bunu fırsat bilen Kadir son bir kez daha Cebbar’a bir aracı gönderdi. “Git ona söle geçen gün beenle gonuştuğu meseleyi bi daha ağzına almasın. Öle bi şeye yeltenmesin. Ölürüz de o talli ona vermeyiz, ektirmeyiz” diye.

Cebbar evinin avlusunda arızalanan pulluklarının bakım onarımını yapıyordu. Aracı avlu kapısından içeri girerek onun yanına doğru ilerledi; (Devamını okuyun…)


Kara ilkbahar-2 (Öykü)

Kadir’in Cebbar ile arasında geçen konuşmadan canı sıkılmıştı. Dalgın dalgın tarlalarına doğru gittiler. Başka zaman yolda giderken sağa sola göz atar gördüğüne selam verirdi. Bu bir adetti. Selam verilmez ise ayıplanırdı. Bunu biliyordu ama bu sefer yolda birisini görüp görmediğinin farkında değildi. Çünkü kafası karışıktı. Eğer ki birisini görüp de selam vermemiş olsaydı üzülürdü. Bereket versin ki yolda kimseye rast gelmemişlerdi.

Taze biçilmiş ot kokusu

Bahar yağmurları ile iyice büyüyüp gelişen otların kışa hazırlık için şimdiden biçilip kurutulması gerekirdi. Tarlalarına varan Kadir ve oğlu tırpanla onları biçmeye başladılar. Otların aralarında çeşit çeşit açmış yabani kır çiçekleri oldukça fazlaydı. Bunlardan beslenen başta arılar olmak üzere diğer böcekler başlangıçta otları biçmeyin dercesine etraflarında uçmaya başladılar. Ama doğadaki bitkilere, onlar gibi başka hayvanların da ihtiyacı vardı. Sanki bunun farkına vardılar ki kendiliklerinden biçilmemiş alanlara doğru dağıldılar. (Devamını okuyun…)


Kara ilkbahar-1 (Öykü)

Toprak ana verimlidir, bereketlidir. İnsanın karnını doyurmada olabildiğince cömerttir. Bu yüzden insanoğlu toprağı her şeyden daha fazla sahiplenmiş ve değer vermiştir. Uğruna savaşlar yapmıştır. Karnı doydukça onu köyü, yurdu belleyip kolay kolay terk etmemiştir.

Âşık Veysel’in dediği gibi insanın sadık yâri de olmuştur. Olmuştur ama o sadık sevgili bazen paylaşılamamış, hayatta hiç kimseye de yar olmamıştır!   O yüzden toprağın üzerine çok hikâyeler ve ağıtlar yakılmıştır. Hatta bunlar yıllar geçse bile dilden dile nesilden nesile aktarılmış kimi zaman destanlaşmış kimi zaman da unutulmak istenen kötü hatıralar olarak insanların dimağlarında yer edinmiştir. İşte bunlardan biri de Kadir’in hikâyesidir. (Devamını okuyun…)


Rıdvan ve Aysel

Pera’ nın arnavut kaldırımlı dar sokaklarındaki geçmiş zaman kokan sahaf dükkanında karşılaştıklarında ağaçlar yapraklarını yeni yeni dökmeye başlamıştı.

Kızıl bir günbatımında çalıştığı hanın kapısından çıkan Aysel uzun zamandır arayıpta bulamadığı bir taraftan da okumak için can attığı kitabı bulma ümidiyle yönünü Taksim tarafına çevirdi.

Hızlı ve sert adımlarla Galatasaray‘ın arka sokaklarına dalarken bir taraftan da eve geç kalmaması gerektiğinin telkinini veriyordu kendine. Uzun yıllar olmuştu ailesi taşı toprağı altın İstanbul’a geleli.Anne ve babası bu büyülü şehirde açmışlardı gözlerini dünyaya, burada büyüyüp, hayatlarındaki ilkleri bu modern dünyada fakat asla geleneklerinden uzaklaşmadan yaşamışlardı. (Devamını okuyun…)


Hulusi Amca’nın Tutkusu

hulusi amcanın ineği1960’lı yıllarda  köyünden İstanbul’a  göç etmişti. Elinde ne bir mesleği  vardı, ne de zor ve yorucu işlerde çalışacak yapısı, çelimsiz tabir edilen zayıf birisi idi. O zamanın Ümraniye’sinin  yakınlarında bir dere kenarında bir tarla satın aldı. İçine de bir kulübe yaparak yaşamaya başladı.

Köyünde tarımla ve hayvancılıkla uğraşırdı. Bunlar en iyi bildiği  işlerdi. Aynı  işleri burada da yaparım diye düşündü. Bahçesinde çeşitli sebzeler ve meyveler yetiştirdi. Bir tanede inek satın aldı. Hem sebze ve meyve  hem de ineğinin sütünü satarak çoluk çoçuğunun geçimini sağlıyordu.

Ama sebze ve meyve zamanı geçtiğinde yapacak başka işi olmuyordu. Bu nedenle  bir at arabası almaya karar verdi. O dönemde  doğru düzgün yol yok, su yok, araba yok, her taraf  çamur  ulaşım  büyük sorun…At arabası ile  başta su olmak üzere yapılmakta olan  küçük evlere  kum, çakıl  ve hırdavat malzemeler taşırdı. Kazancı günden güne artıyordu. (Devamını okuyun…)


12
  • Reklam

  • Yazarlar

    Yazarlar Bileşeni tarafından sağlanmaktadır
  • Sponsor

    Turhost
  • www.baygri.com on Facebook
  • Kategoriler

  • Reklam

  • Arşiv

  • Yazılar e-postanıza gelsin

    E-postanızı yazınız:

  • Genel
  • Son yorumlar

    Sayfa altları önemlidir dostlar, dondurmanın sonu, sigaranın son fırtı veya ikinci el bir kitabın arka kapağına karalanmış iki satır samimi cümleyi okumanın verdiği keyif gibi acayip hisler uyandırır bünyede. Hiç unutmam lise ikinci sınıfta okurken, el arabasında kitap satan birinden maksim gorki’nin orjinal ismi halk düşmanı olan bizde yararsız bir adam adıyla basılan ikinci el kitabını almıştım, kitabın içinden sayfaya yapışmış, nerdeyse sayfanın rengini almış “bir suudi arabistan riyali” çıkmıştı, Türkiye’de bir rus yazarın kitabından “suudi arabistan” riyalinin çıkması bana hep ilginç gelmiştir, tam “oğlum kaç para eder bu” moduna girecektim ki, algımdaki batıl inançlar paranın üstündeki arapça yazılardan tırsmama sebep oldu, haliyle parayı bozdurma teşebbüsüm olmadı olamadı :) Sonra o para ya kayboldu ya da birine verdim net hatırlamıyorum, neyse bağlıyorum; sayfa altlarından ne zaman ne çıkacağı belli olmaz, sürprizlerle doludur, sen'de şuan bu sayfa altını okuduğuna göre uslanmaz bir sayfa altı seversin. Sakın yadırgama yaptığını, bir gün sayfa altından fışkıran bir mucize hayatını değiştirebilir, nasıl olur bilmiyorum ama bir gün mutlaka birşeyler olur, sabırlı ol. Bay Gri'yi her ziyaret ettiğinde mutlaka bu sayfa altına bir göz at. İkinci el kitapları, ikinci el kitapların özellikle arka kapaklarının iç kısımlarını, dondurmanın sonunu sevmeye devam...

    Galeri Bay Gri - Künye - RSS Feed - Şikayetim yaradana bebeğim - Flickr - (-_-) - Twitter - Facebook - Mitenöy - Friendfeed - Powered by WordPress

    Kullanım - Gizli - Biz - Yazarlık - Ben - Sitemap - Bay Gri; Turhost sponsorluğunda yayın yapmaktadır. Çok yaşa Turhost... - Website Content Protection

    İçinden gökkuşağı geçen bu blog saf sevgiyle beslenen bağımsız bir sinerji topluluğudur. Bu organizasyon Cengiz Aydın projesidir. Copyright © 2008-2012 Bay Gri All Rights Reserved.


    baygri.com, baygri.net, baygri.org, baygri.info, baygri.biz