1960’lı yıllarda köyünden İstanbul’a göç etmişti. Elinde ne bir mesleği vardı, ne de zor ve yorucu işlerde çalışacak yapısı, çelimsiz tabir edilen zayıf birisi idi. O zamanın Ümraniye’sinin yakınlarında bir dere kenarında bir tarla satın aldı. İçine de bir kulübe yaparak yaşamaya başladı.
Köyünde tarımla ve hayvancılıkla uğraşırdı. Bunlar en iyi bildiği işlerdi. Aynı işleri burada da yaparım diye düşündü. Bahçesinde çeşitli sebzeler ve meyveler yetiştirdi. Bir tanede inek satın aldı. Hem sebze ve meyve hem de ineğinin sütünü satarak çoluk çoçuğunun geçimini sağlıyordu.
Ama sebze ve meyve zamanı geçtiğinde yapacak başka işi olmuyordu. Bu nedenle bir at arabası almaya karar verdi. O dönemde doğru düzgün yol yok, su yok, araba yok, her taraf çamur ulaşım büyük sorun…At arabası ile başta su olmak üzere yapılmakta olan küçük evlere kum, çakıl ve hırdavat malzemeler taşırdı. Kazancı günden güne artıyordu. (Devamını okuyun…)








Son yorumlar