Sözünü ettiğim, gerçek aşk. Hakiki, sahici, kör edici cinsten olan. Kendinden vazgeçiren, önceliği sevdiğine verdiren o muazzam histen bahsediyorum.
Öyle günümüzde ayağa düşmüş hallerdeki duygudan söz etmiyorum. En can alıcı, en göz kamaştırıcı olan ve en derinlerde, tüm hücre çeperlerinde hissedilenden söz ediyorum. (Devamını okuyun…)
Tag: Yazı faslı
Gerçek aşkın acısı geçmez, hafifler
Yedi krala küstüm
Dönüp tarihime bakıyorum, şimdiki bana ben bile şaşırıyorum. Ben ki yedi kralla barışıktım oldum olası. İyi de yedi kralın yediside mi bana yamuk yaptı? Bu ne izolasyon böyle bendeki. Bu nasıl padişaha krala vezire kepenk indirmek bende anlamadım ki. Allah’tan henüz ısı yalıtımına girişmedim. Hala kocaman kocaman gülüyorum. Hala insancıl ve sıcağım.
Hani kriz nedeniyle iş adamları küçülmeye gidiyor ya, bende de bir küçülme hali. İzole ettim kendimi. Sade, sakin, yalın, kendi halinde, şuurlu hallerin içinde buldum huzurun ta kendisini. Koskocaman bir dünya var oysa içimde. Ama farkettim ki bir menzil yaratmışım kendime. İçindekiler, üzerindekiler ve diğerleri. (Devamını okuyun…)
Kendim için seviyorum
Ne olursa olsun ve kim olursa olsun, düşmüyor içimde hazan yaprağı. Kimse ölmüyor yüreğimde, izin vermiyorum. Elim varmıyor bir kazma bir kürek alıp iç çeperlerimde mezar kazmaya. Gönlüm el vermiyor yüreğime bir zamanlar hoş gelmiş olanların üzerine toprak atmaya.
Gelen, geldiğinde hep sefalar getiriyor, gitmek isteyen gidiyor. Dur demiyorum ama öldürmek isteseler de kendilerini yüreğimde, ben izin vermiyorum yüreğime giren hiç kimseye. (Devamını okuyun…)
Kaç mevsim buruşturduk seninle
Yine el ayak çekildi. Yine çöktüm gecenin başına, iki kişilik yalnızlığımla. Yüreğimin çilingir sofralarında seninle demleniyorum.
Biliyor musun her esirgediğin sözün, her kısa cümlen ayrı bir meze tabağımda. Sahi ben seni kaç zamandır tanıyorum. Birbirimizde hükmümüz olalı, kaç mevsim buruşturduk seninle. Yüreğime çörekleneli sen, aylardan neydi, sayılardan hangisi… (Devamını okuyun…)
Oyun değil, hayat bu
Oyun değil hayat bu…Eğer hayat oyun olsaydı, bu kadar zorlanmazdık. Dizlerimiz kanardı en çok, bu kadar paralanmazdık. Hata yapmazdık bu denli, kurallara uyardık.Yok olmadı mı, mızıkçılık yapar, rahatça oyundan çıkardık.
Hayat oyun olsaydı, her saçım çekildiğinde düşünmeden savururdum tekmemi mesela. Kolayca küserdim, keyfini bile sürerdim üstelik. (Devamını okuyun…)
Tatlı dile, güler yüze tav oluyorum
İş yoğunluğumdan arta kalan zamanlarımda, genelde haftasonlarında kendimi şımartmak istediğimde, bir alışveriş merkezinin orta katında, sigara içebildiğim balkonlu restauranda, somonlu makarna yerim. Kahvemi de aynı alışveriş merkezinin, giriş katında bulunan ünlü bir cafede içerim. Değişmez partnerim, tabi ki kızkardeşim. Kendimi şımarttığım anlarda o benim, bana en iyi eşlik edenim.
Yine her zamanki restauranda afiyetle somonlu makarnamı ”Hiç bitmesin” hissiyatımla mideme indirirken, bize hizmet eden elemanın her zamanki asık suratıyla nadanlığına takıldım. Aslında ben uzun bir süredir, o tepeden bakan suratsızlığa takığım. Masaya tokat atar gibi koyduğu tabak bardak gibi malzemeler ondan çok daha sıcak ve samimi geliyor bana. Tabi ne yaptım, artık kendimi susturamadım. (Devamını okuyun…)
Bedenlere, ruh geldi
Elimde gazete, Hürriyet cumartesi ekinin üçüncü sayfasına takılıp kalıyorum. Fotoğraflardan kendimi alamıyorum.
Amerikan Glamour Dergisinin, eylül ve kasım sayısından iki fotoğraf da bana sımsıcak geldi. Her zaman doğallıktan ve sıcaklıktan yana olan ben, düştüm resimlerin içine. Glamour Dergisi, eylül sayısında çırılçıplak bir kadın fotoğrafı yayınlamış. Fotoğraf 21 yaşında, Lizzi Miller isimli tanınmamış bir mankene ait. Kimseleri iplemeyen, en doğal haliyle mutluluk pozu vermiş sanki. Ne fotoshop var ne yapaylık. Çokça gerçeklik var. (Devamını okuyun…)




Son yorumlar