Yazı faslı

Rastlantı da rastlantı yoktur.

Karadeniz gezimizin ilk akşamı, yemek sonrası aramızda sigara içenlerden bir kaçımız ayrı bir köşede yudumluyorduk kahvelerimizi. Bir yuvarlak masanın etrafında, önümüzde ki günlerin program akışı, gezilecek görülecek yerlerden söz ediyorduk. Gurubumuzun rehberi, Mustafa, Sedat ve ben laflıyorduk. Karşımda ki üç erkekten birinin ”Tesadüf” sözüne, benim yine çeneme hakim olamayıp araya sıkıştırdığım ve çarçabuk yapıştırdığım ”Tesadüf diye bir şey yoktur” karşılığım sayesinde, hızlı bir şekilde yön değiştirdi konu.

Bir ”Tesadüf” sözü lafın sözünü ve sesini açtı. Mustafa’yı bilirim de, diğer ikisinin de tıpkı Mustafa gibi Ateist olduğunu öğrenmeme sebep oldu. Karşımda 3 Ateist adam vardı. İçlerinde bir Müslüman ben. Üçü bir olmuş ısrarlı savunmalarıyla, din ve inanca yöneldi bu kez konu. İnancı konuşmak yavan gelir bana. Ama madem üç ısrarlı adam karşısında tekim, hücuummm. (Devamını gör…)


Tavan ve taban

Hiç ortam olmayacak benim. Hiç beceremeyeceğim aralarda derelerde olmayı, orta mecralarda dolaşmayı. (Bknz:Ya vınnn yada vınnzzz yazım). Ya tavandayım ya tabanda. Bazen bir olayda, üstelik aynı anda her iki mekanda da olabiliyorum ayrıca.

Hani diyorum, şu beynimi ve ciğerimi vereyim kedilere, bu durumdan kurtulurum belki. Şimdi beynimle ciğerimin kedilerin pençelerinde ne işi var değil mi? Var. Bence var. Bana kalırsa var. Çünkü, herhangi bir durum karşısında, beynim anında en ayrıntılı, girintili çıkıntılı yollara saparken ve ücralarda dolaşırken, aynı anda ciğerim insan olma özümü dürtüyor, yoluyor, zorluyor. Tamam tuhafım. Ama tuhaf olduğumu inkar etmeyecek kadar da kendimi tanıyorum. (Devamını gör…)


Mississippi yanıyor/ 10. karayolu (Gerçek hikaye)‏

Sokakta, eski bir bilet satış gişesinin üstü kapalı üç bir yanı açık beton zemininde koğuşlandıkları yerde, günün ışımasını bekliyor kadın. Oysa doğacak gün belirsiz. Yine de her gecenin sabahı bir ümit gibi geliyor kendisine. Korkulu gece, nihayet artık uzamakta ki ısrarını bırakıyor. ”Gün doğmak için, hiç bu kadar tembel olmamıştı” diye düşünüyor kadın. Ve sabaha erdiğinde zaman, kadın hiç bir sabaha bu kadar şükretmişliğini hatırlamadığını farkediyor o an.

Kucağında, sıkıntılı ve rahatsız uykudan uyanmak için kıpırdanan kızının sarı saçlı başını okşarken kadın, eşiyle göz göze geliyor. İkisinin de günlerdir sadece bakışları konuşuyor. Dilleri, güçsüz bir söz edersem korkusuyla olduğundan, epeydir kelimelere meyl etmiyorlar. Kadın, gözlerini herkesin sönmüş ferli bakışlarından daha ışıltılı tutmaya çalışıyor. Çünkü o bir kadın. Ailesi, gücünü kadının dik duruşu ve gülümsemesinden alıyor. (Devamını gör…)


Gönderilmemiş mektuplar/Ey Sevgili

Hatırlıyor musun, ”Ben, sen olsaydım, beni sevmezdim” demiştin. Çok mümkün böyle diyeceğin. Çünkü sen, ben değilsin. Sen, seni seyretmekten bihabersin. Seni ben gibi bilebilmen lüks senin için. Mecnun’da ki aşk olmasa, Leyla hiçti hatırla. Sen ki, aşk’sın, ibadetsin. Göğsümde sana titreyeni sen nereden bileceksin?

Hem, sana değil, bana geldi en yüksek merciden ”Sev” emri. Yumruk kadar dev, bana takılı. Benim taşıyanı. Bilirsin, dokundurmam dilediğim gibi severim. Seven ben değil miyim? Sevmek bu, aşkın en sahici hali. Bu yürek sana deli, kime ne zararı var ki? Kimseye de hesap vermem bilirsin. Hesabım, bir kendimedir bir de Yaratan’a. Aşk dendi mi bir duracaksın. Geri kalan herşey ve ötekiler safsata. Aşk bu, sözü geçti mi susacaksın. Dönüp boşluğuna bir bakacaksın. Önce susuzluğuna sen kanacaksın. Leyla’dan geçme faslının ardında Mevla’yı bulacaksın. (Devamını gör…)


Arıza vakti

Sene kaç bilmiyorum. Sene yok. Zaman kavramı yanmış olmalı. Bildiğim tek şey, karşı gözler faltaşı.
 
Bir ümit vaadi arıyorlar, yumduğum gözlerimde. ”Bir kez daha kaldıramaz” diyor, beyaz gömlekli. Tetikleyici zerre unsur, ‘çığ’ anlamına denk geliyor demek ki. Oysa, görüntü bozuk bilmiyorlar. Akıl hiç bu denli hızlı çalışmamıştı ki. Yetişebilmek mümkün değil. Hem, hangi zeka şu an, deli ipimi göğüsleyebilir ki. (Devamını gör…)


Alınacaklar listesi

Malum hava çok sıcak. ”Ee ama sende, sıcaktan daha fazla bunaltıp bayılttın bizi” diyeceksiniz. Tamam diyebilirsiniz. Sıcak ama ben ne yapayım. Ve malum Ramazan ayındayız, oruç var sıcağın üzerine. Bana mecbur kalmadıkça dışarı çıkmak yasak. Kim yasaklamış ki? Eşim. Neden? ”Zaten sıcağa dayanamıyorsun, bir de ısrarla oruç tutuyorsun. Bir yerlerde fena olursun filan rica ederim sen mecbur kalmadıkça dışarı çıkma. Eve ne lazımsa yaz ben getiririm.” dediği için. Ben yasağı dinler miyim? Hahha elbette hayır. Ee peki ama neden evdeyim? Çünkü, işime geliyor. Kırk yılda bir tembellik edeyim de birilerine yıkılayım diye. Kendimi şımartıyorum işte.
 
Dün gece alınacaklar listesini yazıyorum. İlk sırada, yazar arkadaşım Selami Beyin önerdiği kitap var. 1- Mösyö İmam. İkinci sırada, işleyeceğim şahane suçun aletini yazdım. Otobüs duraklarına belirlediğim yerlere ”www.baygri.com” yazacağım ya. 2- Sprey boya.  Üçüncü sıraya yeryüzüne – tabana inmiş olmalıyım ki, doğal ihtiyaçları sıralamışım. Onların siteyle ilgisi yok. 3. Pide ve yoğurt. (Devamını gör…)


Gönderilmemiş mektuplar/Sana geçtim

Nasıl da bir başımaydım içimde. Nasıl da bir deli kahkahaya boğardım herkesi sinemde. Usul uysal asil hallerimin görselliğinde, en çok deliydim, sahipsizdim bir de. Kendi masalımı yazmıştım ruhumun her muamma zaman dilimine. Onca kalabalığımda, kimsesizdim inadına. Ve nasıl da kendi dualarımın pervasızı, arsızıydım asice. Kutsanmışlar gibi dokunulmazdım bir de.
 
Biliyor musun, pusulalar sadece beni gösterirdi derinliklerimde. Beni işaretlerdi bütün kıblelerim okkalı bir mürekkeple. Bir başımaydım sokak çocukları gibi, hiçbir kaldırım ağırlayamazdı beni. Kimseye düşürmemiştim kalelerimi. Koynumda ki tılsımı göstermemiştim kimseye. Kendimin efendisiydim. Hükümlerim vardı kendimin köyünde. (Devamını gör…)


Ah bu şarkılar

Verandadayım. Ev halkı kendini uykuya yatırdı. Ne güzel yalnızlık çalışıp, beni dinliyordum. Ta ki o minik radyo elime dolanana kadar. Nerden geçti elime, gecenin bu kör saatinde. Cızır cızır en ücra kanalları bile, gelde şimdi dinle.

Oysa sessizlikte, mum ışığındaydım. Öyyleee dalgın dingin ben bir hayaldim. Bu arada, nasıl da abartmışım meğer. Şimdi farkettim. Her yere irili ufaklı mumlar yakıp koymuşum. Gören de ayin var sanır. Gece koyulduysa eğer, lambanın ışığı bana daima fazla gelir. Bir köşe de illa ki benim yüzümden titreyen ışığıyla en az bir mum yanar. (Devamını gör…)


Başbakan yanıldı, ne boy ne de soy

Anayasa değişiklik paketi için yapılacak olan referandum yaklaştıkça, propaganda için ülke turuna devam eden liderler usluplarını sertleştirmeye başladı. Ve yine ortalık gereksiz çirkinliğe bulaştı.

Muhalefetin, Anayasa değişikliğinden bahsetmediğini gereksiz polemikler peşinde olduğunu ifade eden Başbakan Erdoğan, şunları söyledi; “Onlar, Anayasa değişikliğinden hiç bahsetmiyorlar, tutturmuşlar ‘Başbakanın boyu ne kadar?’. Yahu bu sorulur mu Başbakana? Ama çok merak ettin, söyleyeyim; 1,85. Tepe tepe kullan. Peki benim boyuma yetişemezsen halin ne olacak? Ben buradan muhaliflere sesleniyorum; önemli olan boy değil, önemli olan soy, soy”… (Devamını gör…)


Rüya meleğim ne fısıldıyor yine

Bronşit olduğumdan beri, klima yasak. Hava manyak sıcak. Ben de uyku yok. Yastığım elimde, kendime yer beğenmekle geçiyor bütün gece.

Kah bahçedeyim, manolyanın altında ikili kanapede. Kediler havuzdan su içmeye geliyor, hırlaşıyoruz birbirimize sıcak havanın delirmişliğiyle. ”Hadi iç şu suyunu git artık, beni huzursuz etme” diyorum. Hayvanları severim de bu sıcakta kedinin nankörlüğüne güvenemiyorum haliyle. ”Mırrr” diye cevap veriyor, sökemedim ki kediceyi hala, ne diyor anlamıyorum işte. Ve kah verandadayım. Bir yandan, yastığımı sığdırmaya çalışıp diğer yanda kendim ikili koltuğa sığmaya çalışırken geçiyor vakit. Uyku aksa da gözümden, sığışamıyorum hiçbir yere. Ne zaman sığdım ki, ne yere ne göğe. (Devamını gör…)


Cam ve yapıştırıcı

Sol yanıma takmışlar bir devasa cam. Dibi buğulu bir ayna. Üstelik kırılma çatlama durumlarına karşı yapıştırıcısını da koymuşlar yanına. Çeşitliliğim kumlarımdan. Muhteviyatımdaki soda, önce hazmımı tamamlamış olmam için olsa gerek, sonra düşük sıcaklıklarda – üşüten soğuklarda akıcı hale gelebilmem için galiba. Kirecimi sorarsanız, zararlı etkilere – zehirlere dayanıklılığım için katılmış hamuruma kusursuzca. Bir araya getirilen kum-soda ve kirecim bilmem kaç derece ısıda eritme işlemine tabi tutulmuş sanırım. Çünkü, içimde erittiğim herşey, orada pişmiş olmalı, o kor alevli fırınlarda.

Sesin en alçak volümlü, zerre sert halinde çatlıyorum. Söylemiştim, safkan camdanım. İnsanım. Bir koşu yapıştırıcı alıp kıyımı köşemi bantlıyorum, çatlak inmesin diye derinliklerime. Hassasım. Kırılıyorum zaman zaman, herkes gibi. Dikkatle yapıştırıcıyı kullanıp, kırık köşeyi yapıştırıyor, kimsenin eline zarar vermemek için de, yapıştırdığım köşeyi bal mumuyla sıvıyorum. Hani ele gelirse, kırılmış yanımın sertliği hissedilmesin istiyorum. Can acıtmamak için balmumu kullanıyorum.  (Devamını gör…)


  • Seni sevdiğimi göreceksin sevmediğim zaman, çünkü iki yüzüyle karşına çıkar hayat. Bir sözcük sessizliğin kanadı olur bakarsın, ateş de pay alır kendine soğuktan..."Pablo Neruda"

  • Arşiv

  • Kafiyesiz Duygular on Facebook
  • (-_-)

  • www.baygri.com on Facebook
  • Son Yorumlar

    Biz - Ben - Yazarlık - Sponsorlar - Sitemap - 1 Dk. - Gizlilik - Kullanım - Reklam - Sponsorluk - Yukarı


    Türkiye'nin en iyi topluluk blogu ödülüne layık görülen baygri.com özgür ve samimi bir sinerji topluluğudur, bu organizasyon Cengiz Aydın projesidir. copyright © 2008-2010 Bay Gri