arıza >> gaf-let >> parça tesirli paranoyalar >> galeri bay gri >> life >> afilli gri >> pisicik >> bağırma >> eksi onsekiz >> bilinçaltı >> sakin ol şampiyon >>
Bağırmalarım | Bay Gri

Bağırmalarım

Acımın ucundan azıcık tut

Hangi lanetli kavimin göçtüğü yollardan geçip ayak izlerine bastım. Beddua almış hangi toprağın suyundan içtim. Hangi sınavın içindeyim ki; gidişattan bile not alamıyorum, sınavım direk infaz ediliyor. Yorum yapılamayan soyut bir resim misali asılmış hüzün kaşlarımın çatıklığına. Kendi sahnemde; “küfür gibi yaşamak” adlı mutluluk kabızı bir adamı oynuyorum…

Bach dinlerken neden ağlıyorum? Neden ruhum buruşmuş gibi hissediyorum? Hani müzik ruhun gıdasıydı…

Dağlarımda yaz kış kar var benim,  beslediğim tek çiçek kardelen. Görmedim daha bir papatya bir gelincik… Ve kimse öğretmedi bana ağlamayı, ağlamak doğumumdan kalan en büyük ezberim.  Tanrım lütfen bana; aşk ne renk? acı ne renk? söyle…  aşk acısının rengini ben bulurum. (Devamını okuyun…)


Birkaç saat yetecek kadar sesin kaldı kulağımda

Akşamcı bir peri yarım kalmışlığıma bakıp kafayı çekerken; Tenimi beş vakit üstümden çıkarıp; “al bak içim sen dolu” diyen ben, o uslanmaz o arsız kalbimle titreyerek  teslim oluyorum ayrılığa.

Çok değil, birkaç saat yetecek kadar sesin kaldı kulağımda, sonra sesine acıkacağım. Radyo en eski kantolardan birini mırıldarken, fotoğrafını gıdıklayacağım; kahkahanı görmek için. Ayrılığımıza oynadığı bahisi bahane edip; duygu tanrısına küfredeceğim. Prense dönüşen kurbağalara; “ olmadı, mahcubum, yara yoğunluğumdan aranıza katılamadım.” diyeceğim.

Ayrılık dolayısıyla gülen yerlerim kapalı; komik sözcük öbeklerinden oluşmuş hiç bir tirad uğramasın bana, zira; ciddi ciddi gülmekten ölürüm. Ve hiç bir zaman; “bugün az kaldı mutlu oluyordum” diyemeyecek dudaklarım. Ah be kadın; varlığın huzurumun şehzadesiydi; gidişinle boynunu  vurdurdun… (Devamını okuyun…)


Gemisine aşık bir limanım ben

Yağmur, simsiyah bir ızdırapla birlikte yağıyor üstüme; ıslak, kuytusuz ve umutsuzum.  Bulamadı ya parmaklarım uzanıp dokunacakken saçlarını. Ve duydum ya dilinde patlayan mayınların seslerini. Öyle nefretle, öyle iğrenmiş bağırıyordun… O sesler; uğursuz bir ayninin ortasında aldı canımı.

Kendimden mi tiksindim, üzüldüm mü ne önemi var. Zaten yamalıyım. Zaten körüm.  Her nefes alışımda kalbime batan milimetrik kahırlarım var.

Açıklayamazdı hiçbir felsefe hissettiklerimizi… Şarkısızdık belki, belki de şiirsiz… Çok ağladık, çok konuştuk, çok kaçtık… Uçsuz, korkusuz, sakınmadan, tepeden tırnağa yanmayı oynayan tiyatral bir gösteriydik biz. Gözlerimizden seken birkaç damla yaşın peşine taktık aşkı. (Devamını okuyun…)


Pasiflora Adam

Bu umutsuzlukta nereden çıktı şimdi. Sanki güzel olan herşey mesaisini tamamlamış, sanki martılar birdaha kanat çırpmayacak… Birileri rüzgarımı öldürürken, yağmurum da topuklarına sıkılmakla tehdit ediliyor. Dip denen girdap her yerde aynı, her yerde pis… çıkışı soruyorum;  “biz de yeni geldik, buraların yabancısıyız” diyorlar. Hepimiz yüzsüzüz, hepimiz maskeli…  Gerçek buysa yeryüzünün bütün gerçekleri aldatmaca ve ben bu aldatmacaya kadehimi kaldırıyorum, müthişti sağ olunuz…

Bu gibi durumlarda içine ağıt–kabare hisleri katarak; duygu- harf düellosu yapıyorum ve içimdeki bam telini koparıyorum. Hani diyorum çıldırıp anadan üryan koşsam sokaklarda… Gidip ölü bir martının kanadında ağlasam… Rahatlasam. (Devamını okuyun…)


Kötü yol otostopçusu

Sesinin tonu altında eziliyorum. Cümlelerin, az sonra gözlerinden akacakların habercisi gibi çatallı. O çatal senli şiirlerimin keşkesine batıyor.

Bizi o kadar çok bıçakladılar ki kadın, kesiklerimiz derin… dikiş tutmuyoruz.

Uzattığım el, beslediğim umut senin beton kalbine çarpıp geri dönüyor, yoruldum, bıktım… “Ne senle ne sensiz” konulu trajikomik bir senaryonun trajiğiyle komiğiyiz. (Devamını okuyun…)


Ay ışığına ayak basan son adam

Güzel şeyler dimağımda dış gebelik yapıyor ve fazla mutlanmadan fark ediliyorum, teşhisim doğduğum gün konulduğundan, usulca kürtajımı oluyorum. Adımın i k i y ü z y i r m i  soyadımın p r o m i l olduğu gecelerde karanlığa bürünüp güneşe küstüm çiçeği veriyorum, sen o zaman geliyorsun aklıma; “ben ve adımlarım ay ışığına ayak basan son adam olmak  gibi spastik duygularla düşünürken gözlerini, gözlerin uzay boşluğu”oluyor…

Oysa gülüşün; kahvaltısı muhteşem hazırlanmış pazar sabahının huzuruna uyanmaktı.  Ve seni öyle samimi sevmiştim ki; kolumu omzuna atıp saçını koklar gibi, dudağının kenarında kalan dondurma izini temizler gibi. Ve sen beni öyle bir sevmedin ki… (Devamını okuyun…)


Sana açken hiçbir ekmek karnımı doyurmazdı

Başka hiç kimsede olmadığım kadar sendeydim, bu bir sevi değil; bir keşif, bir tapınma biçimiydi. Göçebe tutkular çadır kurarken yamaçlarıma, ben göbek çukurunda yerleşik aşk’a hayaller uçururdum. Biliyordun;  Sana açken hiçbir ekmek karnımı doyurmazdı. Biliyordun; seni bir forma gibi giyip bize doğru koşuyordum.

Kanına şehveti karıştırıp kana kana kanatınca dilinde yalanı… Boşaldı hayalimdeki kadının içi ellerime;  gözleri kandırmaca, gözyaşları fotokopi…  gözleri kırmızı, gözyaşları şarap.

Ahmak ıslatan dışımı, yudumlarım içimi ıslatıyor ve işiyorum boş şişelerinin içine. Öyle sırılsıklamım ki ve öyle aptal;  “sev(m)iyorum” diye bağırıyorum. Sadece ayyaş şişeler duyuyor bağırışımı, bağır yarışımı… (Devamını okuyun…)


Otuz dört numaralı oda

Yine gecenin yarısı, odamdayım. Cep telefonumdan radyo dinlerken bukowski okuyorum. Bakıyorum aynı sayfayı  iki defa okumama rağmen bi bok anlamamışım. Kitabı bırakıyorum, radyo dinlerken uyuyayım istiyorum… telefonun şarjı bitiyor kapanıyor, radyo da haliyle nakavt ama ben… ben dana gibi hala uyanığım. Tişörtümün etiketi batıyor sırtıma, nasıl unuttuysam kesmeyi, aldığım da mutlaka keserim, uyuz olurum etiketlere, hele tam ense ve sırt gibi duyarlı bölgeye denk gelenlere duble uyuz olurum.

Sonra susuyorum; bir buçuk litrelik pet şişeyi dikiyorum kafama nefessiz kalıncaya kadar içiyorum. Bu su içme eylemini yattığım yerden yaptığım için şişeyi dudaklarımdan çekme anını iyi ayarlamam gerekiyor ki; suyu üstüme dökmeyeyim… Apoletli sakar olduğum için su dört bölü bir buçuk oranında üstüme ve yatağa dökülüyor. “Ah bir gün ben de susasam da seni içerken şişemin içine döksem ve kapatsam kapağımı ebenin a.ını görsen, nimetim lan ben nimet” şeklinde yarı elektronik yarı sivri sinek vızırtısı şeklinde bir ses duyuyorum. Bu gibi esrar(c)engiz durumlara has iyi derece de tırsma bildiğimden iyi derece tırsıyorum. Yatağa dökülen su, sabahın dört buçuğunda resmen hayatı sorgulatıyor bana. Bu sorguların sonucunda; suyu sek içmediğim sürece bir sorunla karşılaşmayacağım aklıma geliyor. Rahatlıyorum. (Devamını okuyun…)


  • Yazarlar

  • Sponsor

    Turhost
  • Reklam

  • www.baygri.com on Facebook
  • Kategoriler

  • Reklam

  • Arşiv

  • Yazılar e-postanıza gelsin

    E-postanızı yazınız:

  • Genel
  • Son yorumlar

    Sayfa altları önemlidir dostlar, dondurmanın sonu, sigaranın son fırtı veya ikinci el bir kitabın arka kapağına karalanmış iki satır samimi cümleyi okumanın verdiği keyif gibi acayip hisler uyandırır bünyede. Hiç unutmam lise ikinci sınıfta okurken, el arabasında kitap satan birinden maksim gorki’nin orjinal ismi halk düşmanı olan bizde yararsız bir adam adıyla basılan ikinci el kitabını almıştım, kitabın içinden sayfaya yapışmış, nerdeyse sayfanın rengini almış “bir suudi arabistan riyali” çıkmıştı, Türkiye’de bir rus yazarın kitabından “suudi arabistan” riyalinin çıkması bana hep ilginç gelmiştir, tam “oğlum kaç para eder bu” moduna girecektim ki, algımdaki batıl inançlar paranın üstündeki arapça yazılardan tırsmama sebep oldu, haliyle parayı bozdurma teşebbüsüm olmadı olamadı :) Sonra o para ya kayboldu ya da birine verdim net hatırlamıyorum, neyse bağlıyorum; sayfa altlarından ne zaman ne çıkacağı belli olmaz, sürprizlerle doludur, sen'de şuan bu sayfa altını okuduğuna göre uslanmaz bir sayfa altı seversin. Sakın yadırgama yaptığını, bir gün sayfa altından fışkıran bir mucize hayatını değiştirebilir, nasıl olur bilmiyorum ama bir gün mutlaka birşeyler olur, sabırlı ol. Bay Gri'yi her ziyaret ettiğinde mutlaka bu sayfa altına bir göz at. İkinci el kitapları, ikinci el kitapların özellikle arka kapaklarının iç kısımlarını, dondurmanın sonunu sevmeye devam...

    Değişim Profesyoneli - Galeri Bay Gri - Künye - RSS Feed - Şikayetim yaradana bebeğim - Flickr - (-_-) - Twitter - Facebook - Mitenöy - Friendfeed - Powered by WordPress

    Kullanım - Gizli - Biz - Yazarlık - Ben - Sitemap - Bay Gri; Turhost sponsorluğunda yayın yapmaktadır. Çok yaşa Turhost... Website Content Protection

    İçinden gökkuşağı geçen bu blog saf sevgiyle beslenen bağımsız bir sinerji topluluğudur. Bu organizasyon Cengiz Aydın projesidir. Copyright © 2008-2012 Bay Gri All Rights Reserved.


    baygri.com, baygri.net, baygri.org, baygri.info, baygri.biz