arıza >> gaf-let >> parça tesirli paranoyalar >> galeri bay gri >> life >> afilli gri >> pisicik >> bağırma >> eksi onsekiz >> bilinçaltı >> sakin ol şampiyon >>
Hayatın Izleri | Bay Gri

Hayatın izleri

İnsanlık hallerimiz

Evimizin yakınındaki bakkala bir sabah ekmek almaya gittim fakat bakkal kapalı idi. Bende önüne bırakılmış ekmeklerden bir tane aldım ve eve döndüm.

Birkaç gün sonra ise parasını ödemek üzere bakkala uğradığımda sahibine “ Dükkânın kapalı idi önüne bırakılan ekmeklerden bir tane almıştım buyurun onun parası” dedim. Parayı aldı ve bana teşekkür etti “kusura bakmayın bazen geç açıyorum” dedi. Bende “önemli değil, asıl siz kusura bakmayın izinsiz aldığım için “dedim.

Sonra yanından ayrılacak iken o ısrarla konuşmaya devam etti. Bir komşusunun kendisini sırf bu yüzden uyardığını, dükkânı açmadan ekmekleri ara sıra alıyorlar haberin olsun dediğini ve onunda alırlarsa alsınlar sen merak etme “hırsız, hırsızın malını çalar ”dediğini heyecanla anlattı.

Niye bunu bana anlatıyorsun diyemedim. Çünkü ekmekleri habersiz alanların yaptığı ödemeler belli ki onu fazlasıyla memnun etmişti. Bu yüzden sanırım hem beni onure etmek hem de kendi dürüstlüğüne dem vurmak istemişti. (Devamını okuyun…)


Dalaman bizi çağırdı

Soğuk, kar ve kış hapsetmişti eve birçok kişi gibi bizi de. Daralmış sıkılmıştık. Havalar ısınmaya başlayınca daha fazla sıcaklar bastırmadan birkaç günlüğüne uzaklaşalım istedik İstanbul’un insan kalabalığından, trafik sıkışıklığından ve hep bir yerlere yetişecekmiş gibi koşuşturmacılarından… Ve o an Dalaman çağırdı bizi!

Küçük bir valiz hazırlayıp yola çıktık. Bir saat sonra bizi çağıran yerdeydik. Güneşli bir öğle vaktiydi ve hafif rüzgâr esiyordu. Hafif esen bu rüzgârın etkisiyle etrafa yayılan portakal-limon çiçeği kokularının doğal ferahlığını içimizin derinliklerinde hissederken, bizi hava limanına karşılamaya gelen arabaya bindik. Sonra yol kenarlarında yer yer açmış gelincikleri ve yem yeşil portakal-limon bahçelerini izleyerek şehre indik.

Şehir dingin ve durgundu. Deniz kıyısından biraz içerde olması hasebiyle olsa gerek diğer ilçelere göre nüfusu azdı. Bunun yanında yapılaşma ise çok dağılmış merkez adeta bir caddeden kurulmuş gibiydi sanki. Geniş ve uzun iki tarafı dükkânlarla dolu bu işlek caddenin başlangıcında çay bahçeleri vardı. Meydan da sayılabilecek bu alandaki yaşlı ve uzun ağaçların altındaki çay bahçelerinde  hem bir çay içilerek günün yorgunluğu atılabiliyor hem de yemek yenilebiliyordu. (Devamını okuyun…)


Performans kâbusu

“Off ya Ahu sıkma canımı şimdi! Nereden çıktı bu performans. Öğretmenler kafayı yedi galiba :) Nasıl bilecek, nasıl üstesinden gelecek çocuk bunun! Okula başlayalı daha bir sene bile olmadı. O hala oyun çocuğu” dedi Sercan karısına.

Öğretmenin öğrencisine verdiği ödev sanki kendilerini geliştirmeleri için anne-babaya da verilmişti. Bu yeni eğitim sisteminde birçok aile gibi onlarda zorlanınca  daha şimdiden yakınlarından destek almak zorunda kalmışlardı.

Söz konusu performans ödevi; ilk paragrafı verilen bir hikâyenin geriye kalan kısmının kurgulanıp yazılması ve bir başlık konularak bitirilmesiydi.

Baba uzak duruyordu bu işten :) “Bizim zamanımızda böyle şeyler yoktu. Ben böyle görmedim yapmadım. Zaten Türkçem de iyi değil. Hatta ortaokulda iken Türkçe ’den ricayla sınıfı geçmiştim nasıl yardım edeyim” dese de arada “kızım bak şöyle yaz, böyle yaz” deyip kesip attırıyordu. Bazen de karısına “Ahu ben çok yoruldum bak işten geldim bana dokunma” diyor işin içinden sıyırmaya çalışıyordu. Ahu ise” yahu Sercan küçükte olsa bir şeyler söyle çıldırtma beni :) diyor ama kocasından dişe dokunur bir icraat gelmiyordu. Ahu’yu sıkıntılar basıyordu :) Ya iyi bir şey yazamazsak ya da yazdığımızı öğretmen beğenmez ise! Sonra kızımın arkadaşlarının anneleri var her gün görüştüğümüz. Biz performansı yaptık ayol siz daha yapamadınız mı diye ya hava atarlarsa :) (Devamını okuyun…)


Haftada üç defa iyi gelir

Ürün ne olursa olsun biz tüketiciler için dikkat çekici bir slogan her zaman ilgi uyandırır. Geçenlerde internette dolaşırken “Haftada üç defa iyi gelir” diye bir slogan dikkatimi çekti. Başlangıçta, beden ve ruh sağlığı için gerekli bir tavsiyeymiş gibi bir algı oluştu bende. Hatta ne yalan söyleyeyim ilk aklıma gelen şey mi acaba dedim içimden :) Çünkü ucu açıktı, eğilip bükülebiliyordu. Fakat yaş aralığı yoktu :) Sonra içeriği okumaya devam ettim ve işin aslı o zaman ortaya çıktı. (Devamını okuyun…)


Gece ve adam

Gece uykuyu hapsedince, yatağın bir kenarına sıkışmış bedenin cesedi olmuştu adam. Kırık yüreğinin yarası çift kişilik hücresinde hançer yemiş gibi hala kanıyordu. Konuşup veya dokunup merhem olmak ya da tuz basmak gerekti yaraya fakat suskunluk vardı, hissizlik vardı, yıllardır yorgunluk vardı! Bedenler buz tutmuş ve bu yüzden diller de çözülmemişti. Çare düşlere kalmıştı. Ve hiç bir düş ne bir merhem ne de bir tampon oluyordu kanayan bu yaraya.

Sabah bir umut olabilirdi. Ama gelmek bilmiyordu giden sevgili gibi. Göz kepenkleri açılıp kapansa da, yorgun bedenin umuru değildi. Direniyordu geceye inat. An ise hep aynı andı. Akmıyordu bir türlü kuru bir dere gibi. Ceset, o dereyi akıtmak istercesine sokak lambasının içeri vuran loş ışığında ara sıra volta atıyordu bir mahkûm edasıyla. İyilik meleklerinin engellemelerine rağmen kapı aralığı boşluğunda içine çekiyordu acıyı ciğerleri parçalanırcasına. Ve kaç kez çekmişti sabahı bekleme mecburiyetinde onu bile bilmiyordu. Elinde biyolojik silah tetikte bekleyenler vardı. Yıkık dökük terk edilmiş harabe bir ev kalıntısına göz koymuş bir müteahhittin iştahındaydı sinir iltihapları. Gecenin falezlerinde bu muammadan medet umuyorlardı. (Devamını okuyun…)


Bir babanın evlenecek kızına mektubu

Sevgili kızım, yakında yuvanı kuruyorsun. Şimdiden hayırlı uğurlu olsun. Bil ki o yuvan önceki yuvana benzemeyecek. Çünkü orada farklı bir karakter ile yaşayacaksın. O yüzden özverilerinde olacak sorumluluklarında…

İlk aylar canım cicim aylarıdır. Hızla gelir geçer. Sonra ise yavaş yavaş tatlı bir üstünlük kurma çabaları başlar. Bu doğaldır ve iki karakterin yerli yerine oturması içindir. Sen sakın böyle bir çaba içine girme ama ezikte olma. Yalnızca kocanı sev, ona her zaman değer ver ve bunu hissettir. O işe giderken mesela onu kapıdan uğurla. Akşam dönüşte kapıda karşıla. Güler yüzle sevgiyle… O evde yok iken dışarıya çıkmışsan eğer ondan önce eve dönmeye gayret göster. Her erkek böyle karşılanmayı bekler unutma. Suratını hiçbir zaman asma. Asık surat hiçbir kadına yakışmaz çünkü. Onun değer verdiklerine sevmesen bile değer ver. İnsanların içinde ona kapris yapıp, hır gür çıkarma. Çok konuşup baskı da yapma. Dışarıdaki sosyal hayatında yaşayabileceğin olumsuz birçok olayda güçsüz ve zavallı olma. Zira erkekler güçsüz ve zavallı kadınlar ile çok güçlü kadınlardan pek hazetmezler. Bunun dengesini iyi ayarla. (Devamını okuyun…)


  • Yazarlar

  • Sponsor

    Turhost
  • www.baygri.com on Facebook
  • Kategoriler

  • Arşiv

  • Yazılar e-postanıza gelsin

    E-postanızı yazınız:

  • Genel
  • Sayfa altları önemlidir dostlar, dondurmanın sonu, sigaranın son fırtı veya ikinci el bir kitabın arka kapağına karalanmış iki satır samimi cümleyi okumanın verdiği keyif gibi acayip hisler uyandırır bünyede. Hiç unutmam lise ikinci sınıfta okurken, el arabasında kitap satan birinden maksim gorki’nin orjinal ismi halk düşmanı olan bizde yararsız bir adam adıyla basılan ikinci el kitabını almıştım, kitabın içinden sayfaya yapışmış, nerdeyse sayfanın rengini almış “bir suudi arabistan riyali” çıkmıştı, Türkiye’de bir rus yazarın kitabından “suudi arabistan” riyalinin çıkması bana hep ilginç gelmiştir, tam “oğlum kaç para eder bu” moduna girecektim ki, algımdaki batıl inançlar paranın üstündeki arapça yazılardan tırsmama sebep oldu, haliyle parayı bozdurma teşebbüsüm olmadı olamadı :) Sonra o para ya kayboldu ya da birine verdim net hatırlamıyorum, neyse bağlıyorum; sayfa altlarından ne zaman ne çıkacağı belli olmaz, sürprizlerle doludur, sen'de şuan bu sayfa altını okuduğuna göre uslanmaz bir sayfa altı seversin. Sakın yadırgama yaptığını, bir gün sayfa altından fışkıran bir mucize hayatını değiştirebilir, nasıl olur bilmiyorum ama bir gün mutlaka birşeyler olur, sabırlı ol. Bay Gri'yi her ziyaret ettiğinde mutlaka bu sayfa altına bir göz at. İkinci el kitapları, ikinci el kitapların özellikle arka kapaklarının iç kısımlarını, dondurmanın sonunu sevmeye devam...

    Koçluk ((-_-)) Eğitim Galeri Bay Gri - Künye - RSS Feed - Şikayetim yaradana bebeğim - Flickr - (-_-) - Twitter - Facebook - Mitenöy - Friendfeed - Powered by WordPress

    Kullanım - Gizli - Biz - Yazarlık - Ben - Sitemap - Bay Gri; Turhost sponsorluğunda yayın yapmaktadır. Çok yaşa Turhost... Website Content Protection

    baygri.com, baygri.net, baygri.org, baygri.info, baygri.biz

    İçinden gökkuşağı geçen bu blog saf sevgiyle beslenen bağımsız bir sinerji topluluğudur. Bu organizasyon Cengiz Aydın projesidir. Copyright © 2008-2012 Bay Gri All Rights Reserved.