1970’li yıllar. Ben on bir on iki yaşlarındayım. Abim evlendi ve birde erkek çocukları oldu. Abiler ablalar bir arada yaşayan kalabalık bir aileydik. Herkes çok sevindi. Evimize daha önce pek uğramayan veya uğrasa bile hemen gelip geçmeyen farklı bir bahar gelmiş, babamın ve annemin yüzünde güller açmıştı.
Babam torunu ile türlü oyunlar oynuyor, onun her istediğini yerine getiriyor, küçücük yataklarında bile birlikte yatıyorlardı. Ben ise bu duruma şaşırıyor “koskoca adam çocukla nasılda çocuk oluyor” diyordum içimden. Ama bir taraftan da babamı öyle görmek hoşuma gidiyordu. Bazen niye benimle de böyle ilgilenmiyor? Niye böyle oyunlar oynamıyor? Diye kendi kendime sorular soruyor, cevabını da yine kendi kendime, kendimce veriyordum.” O daha küçücük sabi, ben ise kocaman bir adamım. Beni de torunu yaşlarında iken böyle sevmiştir, oyunlar oynamıştır herhalde” diyor, hatırlamadığım o dönemimle kendi kendimi avutuyordum. Üstelik babam bazen ilginin dozunu kaçırdığı durumları hissettiğinde, kendini savunmak için olsa gerek ” torunlar cevizin içi, oğullar ise dışı gibidir” derdi. Ben ise bu sözü anlamaya çalışır ama anlayamazdım bir türlü! Hay Allah cevizin içi olmak varmış ama cevizin içi nasıl olunur acaba diye düşünür dururdum… (Devamını okuyun…)







Son yorumlar