arıza >> gaf-let >> parça tesirli paranoyalar >> galeri bay gri >> life >> afilli gri >> pisicik >> bağırma >> eksi onsekiz >> bilinçaltı >> sakin ol şampiyon >>
Növardüs | Bay Gri - bölüm 9

Növardüs

Sancıyan Mezarlığı

Pamuk tarlalarından, denizköpüklerinden, buğday unlarına bulanmış yaşlı bir değirmencinin kır saçlarından, bir kar yağıyor dışarda. Öyle mahzun öyle vuslata meyilli. Beraberinde özlediklerimde yağıyor içime. Yıkanmamış balkonuyla, süpürülmemiş avlusuyla, küflü odası, tozlu kitap raflarıyla içim bin yıllık yıllanmış bir şarap yalnızlığına mustarip. O hani bir sonbahar sabahında içimde ukde olarak kalan, yanağı kızıl bir goncaya benzeyen, kirpiklerinden perilerin tutunduğu, örgü örgü işlenmiş saçlarının yüzünde ahenkle savrulduğu, o alaimisemanın mavi meleği, o dipsiz kuyularıma merdiven, o ipsiz uçurumlarıma tutunacağım dal, sahrada suyum, kutupta ateşim, nefesim, emeğim, namusum. Helalinden bir lokma ekmeğim, bereket timsali alın terim, o benim en savunmasız en çocuk yerim… İşte o bir türlü tarif edemediğim, ele avuca sığdırıp da şekil veremediğim, sevdiğim. Ondan geriye kalan ne varsa ya da düşleyip dünyevi bütün hazların dışında kurguladığım. Pamuk tarlalarından, denizköpüklerinden, buğday unlarına bulanmış yaşlı bir değirmencinin kır saçlarından, kopup gelen karların koynuma yağdığı bir sırada, ansınızın saplanır durur, hatıraların o can kesiği yanı yüreğimin en yumuşak, en hudutsuz yurduna. Böyle zamanlarda aksi bir ihtiyar, huysuz bir çocuğa döner alıngan bilincim. Pörsür dil kurallarım. Ve yan komşum adile hanım;

- “Yeter semih! Bu kadar suskunluk dilden eder adamı” der… Umursuzca af diler, dönerim sancıyan yuvama…

O vakitler; (Devamını okuyun…)


Deprem

Bingöl’de, Mayıs 2003 depreminde kurtarma ekibinde görevli olarak bir okul pansiyonunun enkazında “can” arıyordum, arıyorduk. Zaman geçtikçe cesetler çoğalıyor, cesetler çoğaldıkça direncim, direncimiz kırılıyordu. Arama çalışmalarında ara ara ölüm sessizliğinin boyunduruğunda, enkazın kalbine nabzına kulak veriyorduk. Böyle anların birinde ekibimizin şefi bütün gücüyle bağırdı;

- Sesimi duyan var mı!!!

“Buradayım, ne olur duyun beni, kurtarın, hey! Buradayım beni duyuyor musunuz? Ne olur kurtarın beni. Kalabalıklar içinde sıkışıp, kaybolmak istemiyorum. Buradayım burada!… “ demeyi ne kadar çok istedim. Ama yapamadım. (Devamını okuyun…)


Burası Uçurumlar Ülkesi

Yamamaktan aslını kaybetmiş kimliksiz bir kimsesizim. Tanındığım çevreler mumla aranmaya muhtaç, yoksa ben miyim nüfusuz şehirlerin kanına girip kalabalıklaştıran. Geçen gecelerin birinde bir kâbusun afişlerinde gördüm. Orada huzursuzluklar var. Orası uçurumlar ülkesi.

Aidiyetten uzak, ayrıyeten yakın. Kimliksiz bir bunalım. En doğru yalan bana senin yalanlarındı. Burası uçurumlar ülkesi ve cebirden uzak parmak uçlarıyla hesaplanır ihanetler.

Maktul korkusundan katile sığınmış yurtsuz bir göçebe kaçkınıyım. Ezberimde lüzumsuz bilgiler, son kullanma kumları bitmiş afili ümitler. Yerleşik hayatları, derli toplu yaşam mimarilerini özlemedim, beklenmeyi, sevilmeyi, umulmayı özlediğim kadar.

Yoksa sen misin bana onca yalanı sevdire sevdire giydiren. Kim demiş yeşil diye gözlerim. Yalancısın yalancılar yalancı. (Devamını okuyun…)


Geriye dönen yolcu

Palas pandıras çıkmıştım evden. Bavuluma sadece bir çift elbise bir kaç kitap ve o beni yollara düşüren kadının çerçeveli resmini koymuştum. Sonra tren garında bir bilet almıştım nereye gideceğimi ya da ne yapacağımı bilmeden. Şimdi bir kompartımanda, iki orta halli köy ailesiyle yol alıyorum. Sıkışmış vaziyette oturuyoruz. Uzun süre susuşuyoruz. Sonra yanımdaki adamın şiştikçe diyaframı, konuşacağını anlıyorum. Ve konuşmaya başladı da. İnanın bana abartmıyorum belki yarım saatimi işgal edip konuştu. Konuştukça kuduruyor. Kudurdukça daha fazla konuşuyordu. Dayanamıyordum. Ömrüm boyunca lüzumsuz konuşanlara dayanamadığım gibi. Gözlüklerimin üstünden gözlerimi, tren raylarına kendini kaptıran kulaklarımı ve kompartıman kanepesine tutunan ellerimi uyararak, toparlandım, trenin salonuna geçtim. Hem adamın yerli yersiz ses işgalinden kurtulmak için hem de birazdan ineceğim Akçadağ durağına hazırlık yapmak için. Çıkarıp bir sigara yaktım. Pencereden vücudumun yarısını dışarıya salıp, yavaşlayan trenden son rüzgâr yiyişlerimin tadını çıkardım. Durdu tren yavaş yavaş. İndim, büyük bir yükten kurtulur gibi indim. Bu durakta inen yalnızca bendim. Ama bekleyenler vardı üç beş kişi. Onların bekledikleri gelmemişti. Başlarını öne eğerek, birazda gelemeyenlere sitem ederek ayrıldılar duraktan. Oysa ben biliyordum daha en başından bekleyenim olmayacağını. Bu yüzden ben eskitilmiş acılarımdan birini çıkarıp heybemden onu yaşadım. Sonra trenin yol aldığı mevkiinin tam tersi ikamesinden raylara basa (Devamını okuyun…)


Sessiz Film; Toplumsal Ötenazi

Kalabalıklarda bir korkuluk gibi dikili duran bedenlerden gün boyu vakumlanıyor ruhlar. Sigortası olmayan seyahat acentelerinin güvensizliğiyle sürülüyorlar Malta’ya ve onlar düşünürlerken, bir sap bile olamazken baltaya, yüksek bütçeli şirketlerin yüksek odaların yüksek koltuklarında bulunmanın manasızlığını. Kim bilir bugün hangi kişisel gelişim sloganın domuz yağı bulunduran doping’iyle kendimizi tatmin etmişiz diye. Hayat kaldığı yerden sekmeye devam ediyor.

” Kara göründü artık… Bana ihtiyacın kalmadı, dedi kutup yıldızı/ lakin bilmediği bir şey vardı… / Konuştuğuydu denizkızı….” İşte böyle. Masalar dünyası hep masal kalacaktı. Ve yel değirmenleriyle savaşan o şövalye hiç aşkına kavuşamayacaktı. Çizgisiz filimler, gökkuşağından çalıntı. Avuçlayamadığı bir sürü parmak insan, tek gözlü dev canavara barınak inşa ediyor. Böyle böyle uykuya servis edilen ve bilinç altları kanalizasyon kazıları gibi çukur çukur bertaraf edilen çocuklar âlemi. Yani parkların azaldıkça savaş meydanların genişlediği bir dünya. Yani Çocuğundan yaşlısına ötenazilenmiş bir aykırı toplum gerçeği. (Devamını okuyun…)


Harcırahsız harcanılan uzun bir yol

Sizin döndüğünüz yerden başlar mücadelem. Kıpırtısız ve sakin. Bir elimde kalem, diğerinde kanayan kalbim ve klasik müzik eşliğinde ipe diziyorum iyileşmekten nasibini almamış yaralarımın midyesiz kabuklarını. Bir telefon gelir, koca bir hayatı ipoteğe alır. Yalansız ve sağır. Pamuksuz ama ağır. Her hafta tonlarca umudu sol göğsüme yığınak yapıp seni beklediğim Cuma. Şimdiler de gelmeyişinin hafta dönümü.cuma ve dönüşsüz bir teslimiyet. O yüzden eylül hüzünleri hiç eksik olmaz dimağımdan.

O yüzden iğrencim ben.

Zavallı yüreğim, pervarsız pervanelerin savurduğu, modifiye edilmiş acıların, hükmüne mağlup. Karşımda yalan söylemekten dudakları sarkmış insanlar. Boş vaatler üzerine kurulmuş çelimsiz inayetler, besleme ihanetler. Kundakta yaltaklanmış ölü döller. Suskun ve tövbeli, yorgun ama öfkeli. Nereden baksan hepsiyle aynı atmosferin basıncıyla yoğunlaşıyoruz kaybettiklerimize. Oysa benim ülkemde “kaybetmek” en büyük erdem. Acıysa, simalarda gelenekselleşip kökleşir durur ifadelerde. O yüzden çekilmezim ben. (Devamını okuyun…)


  • Yazarlar

  • Sponsor

    Turhost
  • www.baygri.com on Facebook
  • Kategoriler

  • Arşiv

  • Yazılar e-postanıza gelsin

    E-postanızı yazınız:

  • Genel
  • Sayfa altları önemlidir dostlar, dondurmanın sonu, sigaranın son fırtı veya ikinci el bir kitabın arka kapağına karalanmış iki satır samimi cümleyi okumanın verdiği keyif gibi acayip hisler uyandırır bünyede. Hiç unutmam lise ikinci sınıfta okurken, el arabasında kitap satan birinden maksim gorki’nin orjinal ismi halk düşmanı olan bizde yararsız bir adam adıyla basılan ikinci el kitabını almıştım, kitabın içinden sayfaya yapışmış, nerdeyse sayfanın rengini almış “bir suudi arabistan riyali” çıkmıştı, Türkiye’de bir rus yazarın kitabından “suudi arabistan” riyalinin çıkması bana hep ilginç gelmiştir, tam “oğlum kaç para eder bu” moduna girecektim ki, algımdaki batıl inançlar paranın üstündeki arapça yazılardan tırsmama sebep oldu, haliyle parayı bozdurma teşebbüsüm olmadı olamadı :) Sonra o para ya kayboldu ya da birine verdim net hatırlamıyorum, neyse bağlıyorum; sayfa altlarından ne zaman ne çıkacağı belli olmaz, sürprizlerle doludur, sen'de şuan bu sayfa altını okuduğuna göre uslanmaz bir sayfa altı seversin. Sakın yadırgama yaptığını, bir gün sayfa altından fışkıran bir mucize hayatını değiştirebilir, nasıl olur bilmiyorum ama bir gün mutlaka birşeyler olur, sabırlı ol. Bay Gri'yi her ziyaret ettiğinde mutlaka bu sayfa altına bir göz at. İkinci el kitapları, ikinci el kitapların özellikle arka kapaklarının iç kısımlarını, dondurmanın sonunu sevmeye devam...

    Koçluk ((-_-)) Eğitim Galeri Bay Gri - Künye - RSS Feed - Şikayetim yaradana bebeğim - Flickr - (-_-) - Twitter - Facebook - Mitenöy - Friendfeed - Powered by WordPress

    Kullanım - Gizli - Biz - Yazarlık - Ben - Sitemap - Bay Gri; Turhost sponsorluğunda yayın yapmaktadır. Çok yaşa Turhost... Website Content Protection

    baygri.com, baygri.net, baygri.org, baygri.info, baygri.biz

    İçinden gökkuşağı geçen bu blog saf sevgiyle beslenen bağımsız bir sinerji topluluğudur. Bu organizasyon Cengiz Aydın projesidir. Copyright © 2008-2012 Bay Gri All Rights Reserved.