arıza >> gaf-let >> parça tesirli paranoyalar >> galeri bay gri >> life >> afilli gri >> pisicik >> bağırma >> eksi onsekiz >> bilinçaltı >> sakin ol şampiyon >>
Sahibinden Paranoya | Bay Gri

Sahibinden Paranoya

Hatıralarımı Duru’luyorum…

Küçük bir anı defteri… Sayfalar arasında kargacık burgacık yazılar; ne kadar önemsenmiş olsa bile, ilkokul çocuğunun kaleminden ancak bu kadar iyisi çıkar. Neredeyse otuz yıllık bir defter. Kopuşmuş sayfalar; yaprak yaprak dökülmeye yüz tutmuş ama asla sonbahar yaprağı olmamış, gönül dalımda yaşamaya devam etmiş.

İşte o sayfalardan biri… Tarih atılmamış ama imza var. İmza atmak o yaşta çok önemli; birey olmak, büyümek demek imza atmak. Birbirimize veda etmemize bir yıl kala yazılan bu satırlar ve defter arasına sıkıştırılmış siyah beyaz bir vesikalık fotoğraf…

O zamanlar tırnak resim denilen bir vesikalık çeşidi vardı. Küçük suratlarımız daha da küçülür; minicik bir şey olurduk… Yoksa çok mu büyüdüm de; şimdi o fotoğraflar bu denli küçük görünüyor gözüme? (Devamını okuyun…)


Kırk Sihirli Düğüm

Çocukluğuma denk gelen yıllarda aldığımız ölüm haberleri üzerine hep aynı yorumu yapardım, “ne çok yaşamış”. O zamanlar hayat benim için yeni yeni çift basamaklı bir sayı ile ifade edilmeye başlamışken; insanların yaşadıkları kırk, elli sene gözümde çığ gibi büyürdü. Hele ki anne ve babamın kırklı yaşlarda kaybettikleri tanıdıkları için “gencecik öldü” diye üzülmelerine anlam veremez; “daha ne kadar yaşanır ki?” derdim.

Kırk yaşın hatıramda böyle bir izi olmasını şimdi daha bir hayretle karşılıyorum. Neden bilmem daha o zamanlardan varmış kırk yaş sendromu bende.

Şimdi ise otuzyedi yaşının verdiği çocuklukla(!) kırklı yaşlarda daha olgun, daha üretken, daha verimli olabileceğim kanısını taşıyorum. Bir ümidim de bu yaşlarda sanatsal anlamda gerçek ifademin oturacağına ilişkin. Hal böyle olunca; kırk yaşın gerçekten önemi olup olmadığını araştırma gereği duydum. Astrolojik olarak edindiğim bilgilere göre; (Devamını okuyun…)


Kapıyı iki kez kilitlemeyi unutmayın

İclal Aydın dinliyorum sürekli; dolu bulutlar gibi her an sağanağa dönüşecek bir ses, hüzün yüklü kelimeler… Ağlıyorum bolca kimselere hissettirmeden.

Çocuklar uyandılar… Beraber bir kahvaltı yaptık; bundan sonrasında özlem duyacağımız bir kahvaltı.

Furkan duşunu aldı, tıraşını oldu, bendeki kıyafetlerini topladı ve vedalaşıp çıktı kapıdan. Bahçe kapısına kadar beraber yürüdük. “Kapıyı iki kez kilitlemeyi unutmayın” dedi. Sarıldı bir kez daha, alnımdan öptü beni. “Ağlama sakın” dedi. “Ağlamıyorum” dedim ama yalan söyledim; zaten içim ağlıyor kaç günlerdir. Arkasından baktım sokağın sonuna ulaşıncaya kadar; sigarasını yaktı, içerek devam etti yürümeye. Sokak sanki hep geçip gittiğim sokak değildi; genişledi, büyüdü. Anladım ki oğlum artık kendi yolculuğuna çıktı. O artık kendi yolunda yürüyor. Sokağın bitiminde son kez dönüp baktı, el salladı ve gözden kaybolduğunda sigarasının savrulan dumanından başka bir şey kalmadı geriye. Arkamı döndüğümde çoktan boşalmıştı gözyaşlarım. (Devamını okuyun…)


Hiçbir terk acıtamıyor beni

Yarın bayram. Yine hüzzam makamından bir şarkı, yine yetişilememiş bir vedanın buruk çaresizliği, yine gidişler ve geri dönmeyişlerin yetimliği, öksüzlüğü, kimsesizliği…

Senin gidişinle güneş öldü, miadım doldu, bir devir kapandı hayatımda; miladım oldun. Ben, sen olmadan nefes alabileceğimi bile düşleyemezken; sen gittin.

Duvarlarımdaki izlerini aradım, içime sinen kokunu yokladım sen gittikten sonra. Yere serili halının desenleri, çay kaşıkları, kapının eşiği, avizeler, kahve kokusu, mum ışığı hepsi ama hepsi nasıl da sana benziyordu.

Sabah kahvelerimizi bırakmadım, yüzüme yine süt sürüyorum sabahları. Fal kapatıyorum; yüreğim hep kabarık. Ama bir kuş her daim kapının ağzına gelmiş oluyor, geleceğini düşlüyorum, içim sızlıyor. (Devamını okuyun…)


Madam’ın Mezar(lar)ı

Yeniden doğuşumun ömür boyu garantisinde; ölümüne şahitlik edeceğim mahkeme duvarına karışmış yüz ifademle. “Yaz kızım” diyecek hâkime hanım, ılık suyu soğuk vücuduna dökerken “yalandan, riyadan arınamadığı için ruhunun beraatine karar verilmiştir.” Kadınsal sebeplerle gözü yaşlı, yaşını başını almış bir dul madam edasıyla terk ederken mahkeme salonunu, siyah bir çelenk olacak mezarında tüm gül(üş)lerim.

Görsel bir matem bu, aldanma; biraz hüzün, biraz avuntu ve çokça huzur fışkıracak; karışacağın toprağa her kazma vuruşunda. Toprak sevinecek seni gördüğüne. Ve taze ölüye aç bir mezara vereceğim seni ellerimle.

Kalabalık bir cenaze töreni sonrası yalnızlığımın kolunda çıkacağım mezarlığın o huzur veren atmosferinden, sensizliğin huzur veren atmosferine. Dost tesellilerine yaslayacağım başımı ve onların parfüm kokularında; üzerime sinen kokuşmuşluğundan sıyrılacağım. Sıyıracağım eteğimi ve bir derede, çamurunu arındıracağım seninle yürümeye ant içmiş ayaklarımın. (Devamını okuyun…)


Çık artık ergenlik döneminden!

Ondokuz ve onüç yaşlarında iki evlat sahibiyim.

Küçük oğlum henüz tereyağ üzerine bal sürülmüş bir dilim kızarmış ekmek tadında. Yedikçe yiyesi geliyor insanın. Büyük oğluma gelince işler biraz değişiyor. Yaklaşık beş yıldır ergenlik döneminde. Bu bana da garip geliyor; bu çocuğun tek bir dönemi beş yıl sürüyorsa sanırım dünyaya kazık çakacak diyorum içimden.

Her şey onun kendini yetişkin yerine koyması ile başladı. Önceleri uyku saatlerine isyan, arkadaşlarla daha fazla vakit geçirme isteği, dışa yönelik bir hayat ve buna ait içsel huzursuzluklarımızla başlayan; sonrasında ise sanki bir arkadaşıymışım gibi küsmeler, oda kapılarının suratıma çarpılması, “anne” yerine “hacı” diye hitap etmeler, arkadaş ortamında birbirlerine yaptıkları diz boyu esprilerin üzerimde tecrübe edilmesi ile devam etti. (Devamını okuyun…)


Bir ısırık aşk…

“Son nefesine kadar yanımda olacak adam; suretimizden içeri baksan, kaç son nefes barındırırız kapalı kapılar ardında, dört duvar arasında. Kibrit kutusu büyüklüğündeki anların, konteynır dolusu hayatların hücreleri olmasından hariç; ne önemi var ki düşünmedikçe?

Düşündükçe yaşayan, yaşadıkça teslim olan, teslimiyetin mahkûmiyeti, mahkûmiyetin infazı; hayat hep bundan ibaretti. Teslimiyete adanmış birçok gönül kırıklığının ardından; ölüme mahkûm saatlerin yaşanması ne kadar da anlamsızdı.

Aşk anlamsızdı, biz anlamsızdık, ölüm anlamsızdı ve tüm bu anlamsızlıkların bileşkesinde ölüme kadar aşk olacağımız yeminlerini ettik birbirimize. (Devamını okuyun…)


Ben di’li geçmiş zamanlarda aşk’tım

Gönül gidişlerden muzdarip, zaman gidiş-gelişlere gebe. Gidip gelmediğin, gelip arkana bile bakmadığın sevdalarınla dolu geçmişin, günün, geleceğin…

Şimdi burada olman; beni mi yoksa kendini mi çok sevmenden kaynaklı; düşündürüyorsun. Düşünüyorum; yaşanan her gün, her saat, belki de her an sona yaklaştırırken bizi, “neyi” beklediğimizi düşünüyorum, “ne” yaşadığımızı, “kim” olduğumu…

Zannettiğin gibi aşk’ın tüm sıfatlarını, üzerimde taşıdığım da yok.  O kadar da büyük değilim; haddimi ve de yerimi bilecek kadar da mütevaziyim dünya üzerindeki varlığıma istinaden. Bu telaşlı hallerin aşk’tan değil kuzum; bilmiyorsun, anlamıyorsun, görmüyorsun… (Devamını okuyun…)


123
  • Yazarlar

  • Sponsor

    Turhost
  • Reklam

  • www.baygri.com on Facebook
  • Kategoriler

  • Reklam

  • Arşiv

  • Yazılar e-postanıza gelsin

    E-postanızı yazınız:

  • Genel
  • Son yorumlar

    Sayfa altları önemlidir dostlar, dondurmanın sonu, sigaranın son fırtı veya ikinci el bir kitabın arka kapağına karalanmış iki satır samimi cümleyi okumanın verdiği keyif gibi acayip hisler uyandırır bünyede. Hiç unutmam lise ikinci sınıfta okurken, el arabasında kitap satan birinden maksim gorki’nin orjinal ismi halk düşmanı olan bizde yararsız bir adam adıyla basılan ikinci el kitabını almıştım, kitabın içinden sayfaya yapışmış, nerdeyse sayfanın rengini almış “bir suudi arabistan riyali” çıkmıştı, Türkiye’de bir rus yazarın kitabından “suudi arabistan” riyalinin çıkması bana hep ilginç gelmiştir, tam “oğlum kaç para eder bu” moduna girecektim ki, algımdaki batıl inançlar paranın üstündeki arapça yazılardan tırsmama sebep oldu, haliyle parayı bozdurma teşebbüsüm olmadı olamadı :) Sonra o para ya kayboldu ya da birine verdim net hatırlamıyorum, neyse bağlıyorum; sayfa altlarından ne zaman ne çıkacağı belli olmaz, sürprizlerle doludur, sen'de şuan bu sayfa altını okuduğuna göre uslanmaz bir sayfa altı seversin. Sakın yadırgama yaptığını, bir gün sayfa altından fışkıran bir mucize hayatını değiştirebilir, nasıl olur bilmiyorum ama bir gün mutlaka birşeyler olur, sabırlı ol. Bay Gri'yi her ziyaret ettiğinde mutlaka bu sayfa altına bir göz at. İkinci el kitapları, ikinci el kitapların özellikle arka kapaklarının iç kısımlarını, dondurmanın sonunu sevmeye devam...

    Değişim Profesyoneli - Galeri Bay Gri - Künye - RSS Feed - Şikayetim yaradana bebeğim - Flickr - (-_-) - Twitter - Facebook - Mitenöy - Friendfeed - Powered by WordPress

    Kullanım - Gizli - Biz - Yazarlık - Ben - Sitemap - Bay Gri; Turhost sponsorluğunda yayın yapmaktadır. Çok yaşa Turhost... Website Content Protection

    İçinden gökkuşağı geçen bu blog saf sevgiyle beslenen bağımsız bir sinerji topluluğudur. Bu organizasyon Cengiz Aydın projesidir. Copyright © 2008-2012 Bay Gri All Rights Reserved.


    baygri.com, baygri.net, baygri.org, baygri.info, baygri.biz