özlemlerimizBüyük bir çoğunluğumuzun çocukluğunun geçtiği, bir köy, kasaba, mahalle veya sokak ile orada yaşayan unutamadığı büyükleri vardır. Zaman geçtikçe o yaşadığımız yerlere ve büyüklerimize özlemler duyarız…

Altında oynadığımız ve sıcaktan gölgesinde oturduğumuz yaşlı bir dut ağacı. Camları kırık dökük yarı kerpiç, yarı tahtadan yapılmış bir veya iki katlı küçücük evleri, belki yaz kış akan bir çeşmesi, gelişigüzel döşenmiş taş yollarını veya yağmur yağınca çamurlaşan toprak yollarını, balta girmemiş devasa meşe ve çınarlık ormanlarını, mezarlık kenarında bulunan ve hakkında bir çok efsane anlatılan ıhlamur ağacını, fındık bahçelerindeki ağaçlara yapılan gözetleme yerlerini. Küçük ağlarla balık tutmaya çalışılan ve aynı zamanda yüzülen çamurlu kanalları…

Top oynarken camını kırdığımız Rasim amcayı, saklanbaç oynarken saklandığımız tahta merdiven altını, bahçesinden salatalık çaldığımız Havva teyzeyi, meyve ağaçlarını taşladığımız Naciye anayı, gizli gizli incir ağaçlarına tırmandığımız Hatice babaanneyi, başımızı okşayan ve bize öğütler veren yaşlı beyaz sakalları ile hayatta çok şey yaşadığı belli Kaşif dedeyi, ortaokula giderken harçlık verip başımı okşayan Selahattin ve Sabahattin amcaları,  oturduğu tahta sandalyeden tatlı tebessümlerle çevreyi izleyen nur yüzlü Mehmet amcayı…

Bu gün birçoğu hayatta değil ama unutmak ne mümkün!

Onlar tarih gibiydiler! Derin, uçsuz bucaksız… Okunmayı bekleyen! Ve şefkatli…

Bu gün biz o tarihleri okumak, onların şefkatlerinden nasiplenmek ve o ağaçların altında, küçük kerpiç tahta evlerde anılarımızı tazeleyerek çocukluğumuzu tekrar yaşamak adına fırsat yaratır, onları ve oraları ziyaret ederiz.

Ama ziyaretlerimizin devamlılığı özlemlerimize bağlıdır.

Özlemlerimiz yenilenir. Eğer hala mezarlık kenarındaki o ıhlamur ağacı, altında oynadığımız o dut ağacı, yaz kış akan o çeşmesi, yarı kerpiç ve tahtadan yapılan o evleri yerinde duruyorsa!

Ve özlemlerimiz her zaman yenilenir. Eğer, hala orada yaşayan çocukluğumuzun unutamadığı büyükleri var ise!

Yoksa! Özlemler azalır, azalır, azalır… Ve biter

  • Print
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google Bookmarks
  • FriendFeed
  • MySpace
  • Technorati
  • Twitter
  • LinkedIn
  • Reddit
  • email

Benzer Yazılar

  • 04 Kasım 2009 -- Domuz Gribi hükümeti devirebilirdi! (0)
    Sağlık Bakanlığı geçen sene dünyada meydana gelen domuz gribi salgınının bu yıl da olabileceği endişesi ile Dünya Sağlık Örgütünün de verileri doğrultusunda alınabilecek önlemleri görüşerek bu salgına...
  • 03 Kasım 2009 -- Başıbüyük eğitim vadisi, sonbaharın son günleri (2)
    Etraftaki ağaçlar, yapraklarının bir kısmını dökmüş, bir kısmını da dökmek için sanki gün sayıyor. Çam’lar ise gizliyor düşen yapraklarını. Her mevsim olduğu gibi yine yem yeşil.  Güneş bazen insanın ...
  • 26 Ekim 2009 -- Duvardaki resim (2)
    Bir zamanlar Anadolu da küçük ve orta büyüklükteki işletmelerde ve çeşitli küçük mağazalarda duvara asılan çerçeveli bir resim çok dikkat çekiciydi.  Ticaretle ilgili iki figür resmedilmişti. Bir t...
  • 22 Ekim 2009 -- Hastaneye aldırdığı cihaz hayatını kurtardı (0)
    Yüzlerce hastayı sağlığına kavuşturmuştu. Bilgisi kuvvetli eli çok iyi bir doktordu. En zor bölgelerdeki kötü parçaları tere yağdan kıl çeker gibi alır. Başka yerlere zarar vermeden işini bitirirdi. İ...