Boğaz manzaralı cezaevi, açık büfe yemekleri ve Nubar Terziyan’a çekmiş gardiyanlar. Balkonumun korkuluklarıydı demir parmaklar. Demirdendi parmaklar bu yüzden dokunduğu her şeyde (T)izini bırakıyordu. Bu yüzden peşinde kirli sakallılar. Yastığının arasına şiş gizleyenlere inat düş büyütenler vardı. Sonra o yüksek pencerelerden süzüle süzüle azalan ışığın hesabını tutanlar vardı. Onlar ayna karşısında yüzlerine değil geride bıraktıklarına, kaybettiklerine bakarlar. Sonu hep kötüye varsa da. Kâbuslarla barışmıştır kimisi. İlk gece travmasını atlatamayanlar yok değildi. Ve halinden memnun olanlarda var değildi. Volta yiye yiye kederden çöken toprak saha ya da betonarme alan burada topaç oynamak yasaktı.
Konu komşuya rezil olma korkusu, amir fırçası, yapay davranışlar, iyilik gösterileri yoktu. Zaman 24 saatle sınırlı değil. Bu yüzden küflü ve kendi kendini taşımaktan yorulmuş duvarlarda saat göremezsiniz. Zaman kavramını, anlamını, işlevini ve önemini yitirmiştir burada. Burada zaman, çentiklerin birbirleri arasındaki mesafe ile ölçülür. Aslında zamanın göreceliğini ilk keşfeden yemek yerken acele eden mahkûmlardı. Buranın ayrı bir kültürü ayrı bir toplum biçimi ayrı bir düzeni vardır. Hani bazen derler ya “öbür dünya”. Kimi zaman aklıma gelmiyor da değil hani “öbür dünya” burası mı? Diye. (Devamını okuyun…)










Son yorumlar