arıza >> gaf-let >> parça tesirli paranoyalar >> galeri bay gri >> life >> afilli gri >> pisicik >> bağırma >> eksi onsekiz >> bilinçaltı >> sakin ol şampiyon >>
www.baygri.com - içinden gökkuşağı geçen blog - bölüm 18

Hoşgeldin Sevgilim

İçimi şenlendiren bir huzurum var artık… gülüşü kıskanılacak kadar gamzeli, bakışları ise beni kendimden çıkartacak kadar derin… Ona her baktığımda önce kaybolup, sonra kendimi yeniden buluyorum sanki… Öyle güçlü bir his ki bu; sanki daha önce hiç yaşanmamış eski ama tutkulu bir aşk gibi…

Değişiyorum onunla birlikte. Mesela keçi gibi bir inada sahip olan ben, hiç demediğim kadar “peki” diyorum son zamanlarda ona. Hatta iki dudağımın arasından çıkan öyle pekiler var ki hayatımda, o bana bir şey sorduğunda “ben bilmem beyim bilir” diyorum topu onu atıyorum :) Sahipleniyorum onu farkında olmadan ve teslim oluyorum ona başını sonunu hiç sorgulamadan… (Devamını okuyun…)


Seni Seviyorum

Seni; dışarıda kar yağarken, buğulu pencereden dışarıyı izler gibi seviyorum…
Seni; soba çıtırtısı eşliğinde, sıcak bir çayı yudumlar gibi seviyorum…

Seni; ılık bir Nisan yağmurunun altında, damlacıkların avuçlarımı okşayışı gibi,
Seni; burnuma konmayan çalışan, rengârenk minik bir kelebekle oynaşır gibi,
Seni; en sevdiğim müziği dinlerken içimin alevlenmesi gibi seviyorum…

Seni; her baktığımda gözlerimin dolmasına sebep olan yıldızmışsın,
Seni; serin bir günde her yönden sertçe esen asil rüzgârmışsın gibi seviyorum… (Devamını okuyun…)


Acımın ucundan azıcık tut

Hangi lanetli kavimin göçtüğü yollardan geçip ayak izlerine bastım. Beddua almış hangi toprağın suyundan içtim. Hangi sınavın içindeyim ki; gidişattan bile not alamıyorum, sınavım direk infaz ediliyor. Yorum yapılamayan soyut bir resim misali asılmış hüzün kaşlarımın çatıklığına. Kendi sahnemde; “küfür gibi yaşamak” adlı mutluluk kabızı bir adamı oynuyorum…

Bach dinlerken neden ağlıyorum? Neden ruhum buruşmuş gibi hissediyorum? Hani müzik ruhun gıdasıydı…

Dağlarımda yaz kış kar var benim,  beslediğim tek çiçek kardelen. Görmedim daha bir papatya bir gelincik… Ve kimse öğretmedi bana ağlamayı, ağlamak doğumumdan kalan en büyük ezberim.  Tanrım lütfen bana; aşk ne renk? acı ne renk? söyle…  aşk acısının rengini ben bulurum. (Devamını okuyun…)


Çirkin Çocuk Günceleri – 9

Beni bana bırakma, kaybolurum…

Ben oldum, aylarca kendimi aradım bu kalabalık şehirde, bulduğum tüm kitapları okudum, kemanların tınılarını dinledim, ağladım, saatlerce, bazen sabahı öptü tuzlarım ama bekledim, aradım, geleceğine olan inancımı hiç kaybetmedim. Ve geldi, gözlerinin altı mosmor, zayıflamış çökmüş, kelimelerini kaybetmiş olarak döndü bana, görsen tanımazdın onu, ama ben, beni gözlerimden tanıdım, gözlerinin o karası hiç değişmemişti!

Pencere önündeyim, aklıma Bülent Ortaçgil’in pencere önü çiçeği şarkısı geliyor mırıldanıyorum, gözlerim kapalı temiz hava ve güneşin öpüş aydınlığı içime doluyor. Karşımdaki apartmanın balkonundan bir kapı aralanıyor, bir kadın çıkıyor balkona hafif eğilip günü selamlarmış gibi duruyor, benimkinin aksine gözleri açık ve ışıl ışıl huzurlu bir uykunun izleri yansıyor yüzünden, sanki kıskanıyor muyum ne? Göz göze geliyoruz gülümsüyor bana, selam veriyorum bende bunca yıldır burada yaşayan ve görmezden geldiğim o kadına ki herkesi görmezden geliyorum uzunca bir süredir, nekahet dönemindeyim, selam veriyorum, şaşkınlığı yayılıyor yüzüne, gözüm karnına takılıyor. Kaç aylık acaba, bir madalya gibi taşıyor o şişkinliği, içindekini düşünüyorum uyuyor mudur acaba oda, nasıl olacak, kimleri sevecek ya da kimleri ağlatacak üzecek çekip gidecek… Şiir yazabilir mi, belki de resim yapar ya da müzik… Sabah sabah iç sesimin enerjisine şaşırıyorum, sus diyorum sessizce ve sert! Sus! Ruhum çok yara aldı dün gece… (Devamını okuyun…)


Çirkin Çocuk Günceleri – 8

Ölmek çoğu kez, kötüdür aslında, dilde bir beddua gibi taşınır ama çoğu kadının gizli düşleri gibi, yastığının altında büyür. Ölmek bir lanet değildir, kimi kazanılan bir ödüldür, ‘’Allah sevdiğini yanına erken alır derler…’’ sessizce mırıldanıyorum sanki ev kalabalık, sanki birileri beni duyacakmış gibi, sende sevmezsen, ben yarattıklarınla nasıl baş ederim ki… Dilimden bir tövbe düşüyor, annem kaşlarını çatmış bana bakar gibi, karşım da ‘’he bir bunu demediğin kalmıştı sersem!’’

Ayaklarımı sürüyerek geçiyorum mutfağa, tahta döşemelerden yükselen ses. Evin içinde yansıyor… İşte diyorum yalnızlık, aç olmam gerek saatlerdir, sabahtan beri ki sabah… Yediğim her lokma kursağımda bekleşirken, bir şey yemediğim düşüyor aklıma ama canım bir şey istemiyor bir sallama çay alıp geçiyorum masanın başına, bir daktiloyu tercih ederdim ama laptopun o küçük, soğuk, medeni! Tuşlarında gezdiriyorum parmaklarımı, eski bir daktilo bulsam fena olmaz aslında, bir antikacıları dolaşmalı… Başlıyorum yazmaya, bu güne ait ne varsa, ilk önce gözlerinden başlıyorum o küçük, çekik sevimli gözlerinden, kendi gözlerim geliyor aklıma, o gözlerime bakarken neler hissediyor acaba. (Devamını okuyun…)


Eğitim, LGS, YGS, KPSS Dörtlemi

Bugün arkadaşlarımdan biri aradı telefonla. Konuşma sırasında bana; ilköğretim 1. sınıfa yeni başlayan oğlunun hafta sonu ödevinin 10 sayfa olduğunu söyledi, çok şaşırdım. Okulların açılmasının üzerinden aşağı yukarı 1 ay geçmesine rağmen, adeta öğrencileri ürkütmek istercesine yapılan bu yüklenme de neyin nesi? 5 buçuk yaşında dahi 1.sınıfa kaydedebildikleri hala oyun çağında olan, hayal dünyasında balonlarla oynayan küçücük yavruları böylesine zorlamanın anlamı ne olabilir? 7 yaş çok geç mantığımı? Beyindeki o özel bölge kapanmadan ne yükleyebilirsek yükleyelim olayı mı? Bu konu ile ilgili Milli Eğitim Bakanlığına ciddi bir mail atma telaşına girdim, kızım okula başlamadan.

Her ne kadar eğitimde ilerleme modern yolda bir hız kazanmış olsa da, belli ki çocukların psikolojisi düşünülmüyor. Bitmek bilmeyen ödevlerle çocukları ürküterek, eğitimden soğumalarını hesaba katmadan ard arda ağır bilgiler yükleyerek, IQ’larının artması mı bekleniyor? Bildiğim kadarıyla son yıllarda sınav ortalamalarında da bir düşüş var. Sınava katılan öğrenci sayılarının artışı sebebiyle oranlama pek fark edilemese de, bu demek oluyor ki; bir şeyler yapılandırılmaya çalışılırken, bir yerler de kendiliğinden yıkılıyor. Kesinlikle istatiksel verilerin irdelenmesi, analiz edilmesi gerektiği kanaatindeyim. (Devamını okuyun…)


Birkaç saat yetecek kadar sesin kaldı kulağımda

Akşamcı bir peri yarım kalmışlığıma bakıp kafayı çekerken; Tenimi beş vakit üstümden çıkarıp; “al bak içim sen dolu” diyen ben, o uslanmaz o arsız kalbimle titreyerek  teslim oluyorum ayrılığa.

Çok değil, birkaç saat yetecek kadar sesin kaldı kulağımda, sonra sesine acıkacağım. Radyo en eski kantolardan birini mırıldarken, fotoğrafını gıdıklayacağım; kahkahanı görmek için. Ayrılığımıza oynadığı bahisi bahane edip; duygu tanrısına küfredeceğim. Prense dönüşen kurbağalara; “ olmadı, mahcubum, yara yoğunluğumdan aranıza katılamadım.” diyeceğim.

Ayrılık dolayısıyla gülen yerlerim kapalı; komik sözcük öbeklerinden oluşmuş hiç bir tirad uğramasın bana, zira; ciddi ciddi gülmekten ölürüm. Ve hiç bir zaman; “bugün az kaldı mutlu oluyordum” diyemeyecek dudaklarım. Ah be kadın; varlığın huzurumun şehzadesiydi; gidişinle boynunu  vurdurdun… (Devamını okuyun…)


  • Reklam

  • Yazarlar

    Yazarlar Bileşeni tarafından sağlanmaktadır
  • Sponsor

    Turhost
  • www.baygri.com on Facebook
  • Kategoriler

  • Reklam

  • Arşiv

  • Yazılar e-postanıza gelsin

    E-postanızı yazınız:

  • Genel
  • Sayfa altları önemlidir dostlar, dondurmanın sonu, sigaranın son fırtı veya ikinci el bir kitabın arka kapağına karalanmış iki satır samimi cümleyi okumanın verdiği keyif gibi acayip hisler uyandırır bünyede. Hiç unutmam lise ikinci sınıfta okurken, el arabasında kitap satan birinden maksim gorki’nin orjinal ismi halk düşmanı olan bizde yararsız bir adam adıyla basılan ikinci el kitabını almıştım, kitabın içinden sayfaya yapışmış, nerdeyse sayfanın rengini almış “bir suudi arabistan riyali” çıkmıştı, Türkiye’de bir rus yazarın kitabından “suudi arabistan” riyalinin çıkması bana hep ilginç gelmiştir, tam “oğlum kaç para eder bu” moduna girecektim ki, algımdaki batıl inançlar paranın üstündeki arapça yazılardan tırsmama sebep oldu, haliyle parayı bozdurma teşebbüsüm olmadı olamadı :) Sonra o para ya kayboldu ya da birine verdim net hatırlamıyorum, neyse bağlıyorum; sayfa altlarından ne zaman ne çıkacağı belli olmaz, sürprizlerle doludur, sen'de şuan bu sayfa altını okuduğuna göre uslanmaz bir sayfa altı seversin. Sakın yadırgama yaptığını, bir gün sayfa altından fışkıran bir mucize hayatını değiştirebilir, nasıl olur bilmiyorum ama bir gün mutlaka birşeyler olur, sabırlı ol. Bay Gri'yi her ziyaret ettiğinde mutlaka bu sayfa altına bir göz at. İkinci el kitapları, ikinci el kitapların özellikle arka kapaklarının iç kısımlarını, dondurmanın sonunu sevmeye devam...

    Galeri Bay Gri - Künye - RSS Feed - Şikayetim yaradana bebeğim - Flickr - (-_-) - Twitter - Facebook - Mitenöy - Friendfeed - Powered by WordPress

    Kullanım - Gizli - Biz - Yazarlık - Ben - Sitemap - Bay Gri; Turhost sponsorluğunda yayın yapmaktadır. Çok yaşa Turhost... - Website Content Protection

    İçinden gökkuşağı geçen bu blog saf sevgiyle beslenen bağımsız bir sinerji topluluğudur. Bu organizasyon Cengiz Aydın projesidir. Copyright © 2008-2012 Bay Gri All Rights Reserved.


    baygri.com, baygri.net, baygri.org, baygri.info, baygri.biz