Beni bana bırakma, kaybolurum…
Ben oldum, aylarca kendimi aradım bu kalabalık şehirde, bulduğum tüm kitapları okudum, kemanların tınılarını dinledim, ağladım, saatlerce, bazen sabahı öptü tuzlarım ama bekledim, aradım, geleceğine olan inancımı hiç kaybetmedim. Ve geldi, gözlerinin altı mosmor, zayıflamış çökmüş, kelimelerini kaybetmiş olarak döndü bana, görsen tanımazdın onu, ama ben, beni gözlerimden tanıdım, gözlerinin o karası hiç değişmemişti!
Pencere önündeyim, aklıma Bülent Ortaçgil’in pencere önü çiçeği şarkısı geliyor mırıldanıyorum, gözlerim kapalı temiz hava ve güneşin öpüş aydınlığı içime doluyor. Karşımdaki apartmanın balkonundan bir kapı aralanıyor, bir kadın çıkıyor balkona hafif eğilip günü selamlarmış gibi duruyor, benimkinin aksine gözleri açık ve ışıl ışıl huzurlu bir uykunun izleri yansıyor yüzünden, sanki kıskanıyor muyum ne? Göz göze geliyoruz gülümsüyor bana, selam veriyorum bende bunca yıldır burada yaşayan ve görmezden geldiğim o kadına ki herkesi görmezden geliyorum uzunca bir süredir, nekahet dönemindeyim, selam veriyorum, şaşkınlığı yayılıyor yüzüne, gözüm karnına takılıyor. Kaç aylık acaba, bir madalya gibi taşıyor o şişkinliği, içindekini düşünüyorum uyuyor mudur acaba oda, nasıl olacak, kimleri sevecek ya da kimleri ağlatacak üzecek çekip gidecek… Şiir yazabilir mi, belki de resim yapar ya da müzik… Sabah sabah iç sesimin enerjisine şaşırıyorum, sus diyorum sessizce ve sert! Sus! Ruhum çok yara aldı dün gece… (Devamını okuyun…)
Son yorumlar