arıza >> gaf-let >> parça tesirli paranoyalar >> galeri bay gri >> life >> afilli gri >> pisicik >> bağırma >> eksi onsekiz >> bilinçaltı >> sakin ol şampiyon >>
www.baygri.com - içinden gökkuşağı geçen blog - bölüm 2

Oğluma…

Sevgili Oğlum; benden uzak kaldığın şu günlerde dilerim sadece gözün değil, gönlün de hep açık olur… Yaşadığın ülkeyi, dünyayı izle… Ama sadece “bakan” değil, “gören” gözlerle… Aşkın “dizi dizi” ihanetlerle tüketildiğini, adaletin “paralı ya da silahlı” Polat’ların Alem’lerinde dağıtıldığını inanıp sakın kabul etme… Bir kadının aşkına sahip olmanın dünyadaki en büyük hazine olduğunu sakın unutma… Ve bir kadının nefretinden kork, hiçbirşeyden korkmadığın kadar… Kanın deli de aksa, adam gibi adam ol…

Gözlerinin önünde perde olan, “mış” gibi yaşayan bir adam olma asla… Yenilsen de kaçak güreşme… Sevgili Oğlum, ben erkekleri anlayamam kadınları anladığım kadar. Ama biliyor musun? Bir erkeği tanımak için önce yanındaki ve hayatındaki kadına bakarım. Özellikle sen doğduktan sonra çok daha fazla emin oldum ki bir erkeğin kişiliği, hayatı, duruşu üzerinde en büyük rolü kadınlar oynar. (Devamını okuyun…)


Terk Denemeleri

Giderken, son bir gayretle ardına baktı adam. Olur ya bir bekleyen bulur umuduyla… Kimsesizlikten başka hiçbir şey göremedi. Adam çaresiz bir sitemle İçinden sevdiği kadına; “Ne sendeki rüzgâr bir gemiye yetecek kadar dinç. / ne de bendeki yürek bizi taşıyacak kadar genç”… Sonra yarıldı yüzü ikiye. Yüzünün bir yanı hala ardına bakmaya devam ederken, diğer yanı önüne düştü. Biliyordu şeytan, bu adama yapacağı en büyük kötülük onu bu şehirden def etmekti. Şeytan, adamın gitmesi için sol anahtarıyla hınçla yüreğine, yüreğine vururken, meleklerse onun kalması için kanat çırpıyordu, yarımlaşan yüzüne… Bir adım öne attı bu onun gururuydu. Dayanamadı. Bir an geçmişti ki, dayanamadı. Sonra bir adım geri attı. Bu da aşktı, özlemdi, beklemekti her şeye rağmen. Ve adam böylesine milyonlarca adım attı. Yoruldu, çok yoruldu ama bir dirhem bile yol alamamıştı. Bu yüzdendir ki yıllardır dinmiyor acısı. Çünkü hep aynı yerde, aynı yaşta, aynı aşkta kaldı. Bozuk bir saatin topal akrebi gibi;

… Git…/ Kal… Git…/kal… Git…/Kal… (Devamını okuyun…)


Haydarpaşa garında bir yolsuz(luk) hikayesi

Yer: Haydarpaşa garı

Tarih:24 Eylül 1954 Cuma

Lahza: ikindi sonrası ağır bir karanlık çökerken (sanki akşam olmadan gece olmuştu o gün)

Elinde tahta bavulu, istasyonda genç bir adam. Tahsilliydi. Öyle duruyordu. Ama sıkıntılıydı. Tahsilli sıkıntılıydı. Sanki “nereye gidiyorum ben” der gibiydi kendine…  Tahta bavulunu yere bıraktı. Tabakasından bir sigara çıkartıp, yaktı. Bir süre istasyonun içindeki yüksekçe bir yere asılı duran saate baktı. Altıya on vardı (17.50). Yarım sigarasını bıkarak, bilet gişesine gitti. Adı Raif’ti adamın ve bu sene muallim çıkmıştı üniversiteden. Raif’in, Sivas’ın uzak bir köyüne tayini çıkmıştır. Muallimliği çok seviyordu ve memleketinin her köşesinden seve seve çalışabilirdi. Ama ayla vardı geride… Sevdiği kadın. Ayla. Sıkıntısı bu yüzdendi. Bu yüzdendi, o gittikçe gerisin geriye kaçan adımlarının sebebi…

Gişenin önün gelmişti Raif, eğilip; (Devamını okuyun…)


Maaşlar kuşa dönüyor

Uzun bir süredir herhangi bir yazı yazmadım. Daha doğrusu yazmak içimden gelmedi. Bunun nedeni değişime bağlı beynimin yoğunluğu ve yorgunluğu olabilir. Aslında bundan pek emin değilim ama yine de sancılarını çekiyor olabilirim. Evet, evet değişimin sancılarını çekiyorum. Nasıl çekmeyeyim ki? Bunca yıllık iş hayatımda her şey kâğıtla, dosya ile falan yapılırken birden her şey elektronik olmaya başladı. Bu yüzden değişime ayak uydurmak benim gibi iş hayatında yolun sonuna gelmiş biri için hiç de kolay değil ve sanırım bu durum beynimi yoruyor.

Bana katılmayıp “Hayır, şimdi her şey daha kolay” diyenleri de duyar gibiyim. Aslında bende onlara katılıyorum ama üstesinden gelebilenler ve hızla adapte olabilenler için. Ya gelemeyenler yada gelmekte zorlananlar. Onlar için durum biraz sıkıntılı. Sonra benim gibi” Fatma gel İhaleyi EKAP’ a giremedim. ETS’yi açamıyorum. Dosyayı e-meale ataçlayamadım. Yazıyı gönderemiyorum. Sistem arızalı galiba hele bir bakıver “deyip önceden tek başına yaptığınız işler için şimdi yanınızda bir yardımcı bulundurmanız gerekebilir ve bir desteğe mahkûm olabilirsiniz. (Devamını okuyun…)


Alyoşa

Ah kırık kanatlı meleğim, Alyoşa

Geldim. Düş kelebeğim, yavrum. Tüm kâbusları b/ağlayarak, karanlıkları yırtarak, soğukları dererek, karları küreyerek, yağmurları çiğneyerek geldim Alyoşa. Tatlı şarabım, düş mahcubum. Kanayan satırım, yarım kalan şiirim. Alyoşa. Bak kim geldi. Hadi uyan kızım Alyoşa uyan. Ben, koca yüreklin, baban geldi. Hani o çok özlediğin, alaimisemalara sığdıramadığın, serçe parmağın, yarım gamzende umutla koruyup yeşerir tuttuğun, hani o annenin, bir türlü anlatamadığı halde senin yarım pansiyon köşelerinin gece ıssızlığında hayallerinde büyüttüğün baban, adamın, hizmetkârın geldi. Öyle bakma, yoksa dağılırım hallaç pamuğu gibi kanar sızarım. Yalan Alyoşa kim dediyse yalan… Ben hiç gitmedim Alyoşa. Hep avuçlarında hep kavuniçi yanaklarındaydım. Kızım Alyoşa “hoş geldin babacık” demeyeceğin mi? Annen nasıl, iyi mi? yooo ısrar etme ne olur konuşmayacağım onulan… Ne olur, üsteleme bilirsin dayanamam sana. Ama olmaz. Hala affetmedim onu. Seni, sevgimi, düşümü, yıllar boyu sakladı benden, ifşası yasak bir sır gibi… Kızım olduğunu bilmeden senden habersiz yaşadım. Ama… Ama Allah biliyor ya; ara ara nedenini bilemediğim bir sancı gelip oturuyordu aha şurama, ansızın. Biri babacık diyordu gecenin en kör en yalnız en bitap en sürgün en kanayan anında… Ah Alyoşa o sendin. Geç öğrendim. Sana sarılıp doyasıya öpemedim. Ve en fecisi; ne ben duyabildim, ne de sen bir kez olsun söyleyebildin, şöyle içten içe şöyle yana yana;” babacığım, canım babacığım”… Kavuşacağım bir gün sana Alyoşa… Sen hiç üzülme ve ben ölmeden de büyüme… Belki bana söyleyemedin ama biliyorum kırmızı begonyaları sevdiğini. Nasılda sana benziyorlar, ah kırık kanatlı kelebeğim, Alyoşa, doğum günüm. Üzülme gitmiyorum, ben hep sendeyim, hem nasılsa bulduk bir birimizi, her gün bıkmadan geleceğim kızım. Babacık seni çok seviyor… (Devamını okuyun…)


Yamuk prenses Lachesis

Kar yağıyor, yamuk prenses Lachesis; Tanrı sevmedi beni, onları sevdi. Sevmek, kendi hayatımla oynamaktı. Oynadım bir kumar raksıyla hayatımı batırdım. Kazandı onlar. Tanrı çok önceden jokerleler doldurmuştu ceplerini. Bir mendil kiraladım, on göz yası öteye…

Kar yağıyor, yamuk prenses Lachesis; denizler kurudu benimki hala balıktan dönmedi. Rıhtımsız esintiler gevelemede ağzında, bana sükûnet. Sait yazmayı bıraktı, yorgo’nun gözlerinden mavilik akmıyor artık. Kazım, anam babam kardeşim kazım. Bilerek yamasız ağlar serpiyor denize. Bize de böyle kral arkadaş lazım. Rum meyhanesi ve Rembetika- Min Orkizese Vre Pseftra (Devamını okuyun…)


Bayım; biraz yol alabilir miyim?

Evimin iş yerime yakın olması dolayısıyla, öğlenleri yemeğimi evde yerim. Bugün öğlen arası evde yemeğimi yeyip, işe gitmek için tekrar koyuldum yola. Ara sokaktan geçip ana caddeye vardım. Bekâr hâletiruhiyesiyle yaptığım güzel yemeklerin ardından bir sigara yakardım hep… İşe gitmek için acele ettiğimden ancak fırsat bulabildim. Hemen cebimden tabakamı ve çakmağı çıkarıp, bir sigara yaktım, derin bir nefes çekip yoluma devam ettim. Aklıma “geçmiş”ler geldi, biraz üzülüp koca koca küfürlerle onları da savurdum başımdan. İlla ki zehir olacak ya hayatım, ondan. Neyse, ne diyordum, hah… Yürüyorken ana caddede dudağımda sigara, sigaranın ucundan biriken küller, sağımda solumda onca boşluk varken inadınaymış gibi gelip bana çarpan insanlar, bir biri ardına sabırsızca ilerleyen arabalar ve suratlarında sanki taş ocağına gideceklermiş ifadesi bulunan öğrenciler, kaldırma usulsüzce yığılan hırdavat, zerzevat malzemeleri… Bir ara düşündüm nasıl geldim bu şehre… Nasıl bu düzensizliğe, kalabalığa ve ağzı kokmuş intibaı uyandıran güruha katlanıyorum, aslında hayret etsem de, her zaman ki halim işte. Ne olacak ki… Yürüyordum biraz dalgın biraz uyanık ve içimde karma karmaşık hesaplar, ertelenmiş yolculuklar, son kullanma tarihi geçmiş heyecanlar ve cüzdanımda bekletile, bekletile barkotları eskimiş biletler. Biraz cesaretim olsaydı giderdim, ziyan olmazdı onca bilet onca rezerve edilmiş koltuklar. Olmadı yapamadım. Yapamam da. Benden terk eden adam rolünü oynamamı beklemeyin, her haltı yapar her günahı işlerimde, iş terk etmeye gelince, yüreğim yanar, vicdanım tutar yapamam… Bütün bu sancıların kesiştiği bir anda, birden bire, aniden durdum tam köşe başına gelirken, çiftlik caddesinin girişinde yani. Nasıl çıkmışsa çıkmış, öyle amortiden bir adam belirdi önümde. Göz göze geldik adamla. Şaşkın şakın bakıştık. O benim sigaramda biriken küllere, bense yüzündeki meçhul ifadeye… Adam birden başını öne eğip; (Devamını okuyun…)


  • Reklam

  • Yazarlar

    Yazarlar Bileşeni tarafından sağlanmaktadır
  • Sponsor

    Turhost
  • www.baygri.com on Facebook
  • Kategoriler

  • Reklam

  • Arşiv

  • Yazılar e-postanıza gelsin

    E-postanızı yazınız:

  • Genel
  • Sayfa altları önemlidir dostlar, dondurmanın sonu, sigaranın son fırtı veya ikinci el bir kitabın arka kapağına karalanmış iki satır samimi cümleyi okumanın verdiği keyif gibi acayip hisler uyandırır bünyede. Hiç unutmam lise ikinci sınıfta okurken, el arabasında kitap satan birinden maksim gorki’nin orjinal ismi halk düşmanı olan bizde yararsız bir adam adıyla basılan ikinci el kitabını almıştım, kitabın içinden sayfaya yapışmış, nerdeyse sayfanın rengini almış “bir suudi arabistan riyali” çıkmıştı, Türkiye’de bir rus yazarın kitabından “suudi arabistan” riyalinin çıkması bana hep ilginç gelmiştir, tam “oğlum kaç para eder bu” moduna girecektim ki, algımdaki batıl inançlar paranın üstündeki arapça yazılardan tırsmama sebep oldu, haliyle parayı bozdurma teşebbüsüm olmadı olamadı :) Sonra o para ya kayboldu ya da birine verdim net hatırlamıyorum, neyse bağlıyorum; sayfa altlarından ne zaman ne çıkacağı belli olmaz, sürprizlerle doludur, sen'de şuan bu sayfa altını okuduğuna göre uslanmaz bir sayfa altı seversin. Sakın yadırgama yaptığını, bir gün sayfa altından fışkıran bir mucize hayatını değiştirebilir, nasıl olur bilmiyorum ama bir gün mutlaka birşeyler olur, sabırlı ol. Bay Gri'yi her ziyaret ettiğinde mutlaka bu sayfa altına bir göz at. İkinci el kitapları, ikinci el kitapların özellikle arka kapaklarının iç kısımlarını, dondurmanın sonunu sevmeye devam...

    Galeri Bay Gri - Künye - RSS Feed - Şikayetim yaradana bebeğim - Flickr - (-_-) - Twitter - Facebook - Mitenöy - Friendfeed - Powered by WordPress

    Kullanım - Gizli - Biz - Yazarlık - Ben - Sitemap - Bay Gri; Turhost sponsorluğunda yayın yapmaktadır. Çok yaşa Turhost... - Website Content Protection

    İçinden gökkuşağı geçen bu blog saf sevgiyle beslenen bağımsız bir sinerji topluluğudur. Bu organizasyon Cengiz Aydın projesidir. Copyright © 2008-2012 Bay Gri All Rights Reserved.


    baygri.com, baygri.net, baygri.org, baygri.info, baygri.biz