arıza >> gaf-let >> parça tesirli paranoyalar >> galeri bay gri >> life >> afilli gri >> pisicik >> bağırma >> eksi onsekiz >> bilinçaltı >> sakin ol şampiyon >>
www.baygri.com - içinden gökkuşağı geçen blog - bölüm 22

Deprem

Bingöl’de, Mayıs 2003 depreminde kurtarma ekibinde görevli olarak bir okul pansiyonunun enkazında “can” arıyordum, arıyorduk. Zaman geçtikçe cesetler çoğalıyor, cesetler çoğaldıkça direncim, direncimiz kırılıyordu. Arama çalışmalarında ara ara ölüm sessizliğinin boyunduruğunda, enkazın kalbine nabzına kulak veriyorduk. Böyle anların birinde ekibimizin şefi bütün gücüyle bağırdı;

- Sesimi duyan var mı!!!

“Buradayım, ne olur duyun beni, kurtarın, hey! Buradayım beni duyuyor musunuz? Ne olur kurtarın beni. Kalabalıklar içinde sıkışıp, kaybolmak istemiyorum. Buradayım burada!… “ demeyi ne kadar çok istedim. Ama yapamadım. (Devamını okuyun…)


Ey Bursa’nın yeşil halk otobüsü…

Saat 10.40 civarı… Bursa’da hava kar yağışlı. İşe gitmek için kar ve su birikintisi dolu kaldırımdan, gelen arabaların su sıçratmasından sakınarak, kültür park metro istasyonuna doğru ilerliyorum. Bursa belediyesine bağlı yeşil halk otobüslerinden birinin hızı dikkatimi çekiyor. Dünyanın merkezi benim dercesine pervasız ve hızlı geliyor… Kaldırımın en uç köşesine yapışıyorum… Yeşil halk otobüsü halka garezi varmışçasına hızını kesmiyor. Yerdeki su birikintisi desem birikintiye ayıp olacak, bildiğin lokal tsunami dalgasını havada görüp sırtımı dönmemle; kafamdaki bere ile ayak bileklerimin arasında kalan bölge sırılsıklam. Sinirliyim ve öfkeli ve delirmiş, plakayı alamıyorum, hangi hat olduğunu göremiyorum. Aklımda yeşil halk otobüsü ve arkasında kırmızı reklamlar olmasından başka bir şey yok… O otobüsün arkasından sanırım iki dakika benim bile içimden geçerken yüzümün kızardığı biiiiiiiiiiiiiiiiiiipler geçiriyorum. Bildiğin kuduruyorum. Sonra metroya biniyorum otursam ıslaklık bedenime temas edecek; o derece bir ıslaklık, metroya binmiş sinirli bir köpek balığıyım, tahmin buyurun. (Devamını okuyun…)


Burası Uçurumlar Ülkesi

Yamamaktan aslını kaybetmiş kimliksiz bir kimsesizim. Tanındığım çevreler mumla aranmaya muhtaç, yoksa ben miyim nüfusuz şehirlerin kanına girip kalabalıklaştıran. Geçen gecelerin birinde bir kâbusun afişlerinde gördüm. Orada huzursuzluklar var. Orası uçurumlar ülkesi.

Aidiyetten uzak, ayrıyeten yakın. Kimliksiz bir bunalım. En doğru yalan bana senin yalanlarındı. Burası uçurumlar ülkesi ve cebirden uzak parmak uçlarıyla hesaplanır ihanetler.

Maktul korkusundan katile sığınmış yurtsuz bir göçebe kaçkınıyım. Ezberimde lüzumsuz bilgiler, son kullanma kumları bitmiş afili ümitler. Yerleşik hayatları, derli toplu yaşam mimarilerini özlemedim, beklenmeyi, sevilmeyi, umulmayı özlediğim kadar.

Yoksa sen misin bana onca yalanı sevdire sevdire giydiren. Kim demiş yeşil diye gözlerim. Yalancısın yalancılar yalancı. (Devamını okuyun…)


Bir kadın, pencere ve yağmur…

Bir kadın vardı… aslında o hep vardı içimde yani bir süredir öyle kemirip duruyordu ruhumu, içten içe dağılıyordum, biraz nemli mendil tadındaydım. Şimdi öyle bir dolanıyor ki kalbimin kapılarında, “buyur gir, hangisinden dilersen oradan gir” diyesim var, ama yapamıyorum nedense-

…onu hep gülerken görüyorum. Yakışıyor çoğu zaman, anlatılacak bir ifadesi oluyor gülünce yüzünde, daha bir insanlaşıyor gözümde, gitgide büyüyor ve ben onun büyüklüğünü küçüldüğümden çok rahat anlayabiliyorum. Kocaman bir kadın aslında o yaşlı değil elbette, en körpe halinde aslında, en saf, en masum, en sevecen… hep o en’lere sığabilecek bir bütünlükte; parçalara bile bölseniz yüzlerce insan fırlayabilir teninden, sanki kayıp kıta Mu’dan çıkma gibi, sanki hiç çizilmemiş resim gibi ve hiç çekilmemiş bir fotoğraf karesi gibi… kocaman bir kadın aslında o, büyüdükçe ufaldığımı hissettiğim… (Devamını okuyun…)


Yolun açık olsun

Gitmeler vardır zamanı gelince güle oynaya… Gitmeler vardır zamansız, hesapsız plansız. Bazı gitmelerde gitmek yoktur, gitmeye mecburiyet vardır! Topladığında pılını pırtını, yüreğin buruk, gönlün kırıktır. Ayağın gider de yüreğin hep orada kalır sanki. Ozanın dediği gibi işte “bu gitmeler gitmek değil”dir bir dostun gidişi gibi;

Bakımsız bahçede has bir gül idin
Çabaladın durdun hep dertliler için
Nafile insanoğlu bu, bilmez ki kadri kıymetin
Her şeyin hayırlısı yolun açık olsun (Devamını okuyun…)


Geriye dönen yolcu

Palas pandıras çıkmıştım evden. Bavuluma sadece bir çift elbise bir kaç kitap ve o beni yollara düşüren kadının çerçeveli resmini koymuştum. Sonra tren garında bir bilet almıştım nereye gideceğimi ya da ne yapacağımı bilmeden. Şimdi bir kompartımanda, iki orta halli köy ailesiyle yol alıyorum. Sıkışmış vaziyette oturuyoruz. Uzun süre susuşuyoruz. Sonra yanımdaki adamın şiştikçe diyaframı, konuşacağını anlıyorum. Ve konuşmaya başladı da. İnanın bana abartmıyorum belki yarım saatimi işgal edip konuştu. Konuştukça kuduruyor. Kudurdukça daha fazla konuşuyordu. Dayanamıyordum. Ömrüm boyunca lüzumsuz konuşanlara dayanamadığım gibi. Gözlüklerimin üstünden gözlerimi, tren raylarına kendini kaptıran kulaklarımı ve kompartıman kanepesine tutunan ellerimi uyararak, toparlandım, trenin salonuna geçtim. Hem adamın yerli yersiz ses işgalinden kurtulmak için hem de birazdan ineceğim Akçadağ durağına hazırlık yapmak için. Çıkarıp bir sigara yaktım. Pencereden vücudumun yarısını dışarıya salıp, yavaşlayan trenden son rüzgâr yiyişlerimin tadını çıkardım. Durdu tren yavaş yavaş. İndim, büyük bir yükten kurtulur gibi indim. Bu durakta inen yalnızca bendim. Ama bekleyenler vardı üç beş kişi. Onların bekledikleri gelmemişti. Başlarını öne eğerek, birazda gelemeyenlere sitem ederek ayrıldılar duraktan. Oysa ben biliyordum daha en başından bekleyenim olmayacağını. Bu yüzden ben eskitilmiş acılarımdan birini çıkarıp heybemden onu yaşadım. Sonra trenin yol aldığı mevkiinin tam tersi ikamesinden raylara basa (Devamını okuyun…)


  • Yazarlar

  • Sponsor

    Turhost
  • www.baygri.com on Facebook
  • Kategoriler

  • Arşiv

  • Yazılar e-postanıza gelsin

    E-postanızı yazınız:

  • Genel
  • Sayfa altları önemlidir dostlar, dondurmanın sonu, sigaranın son fırtı veya ikinci el bir kitabın arka kapağına karalanmış iki satır samimi cümleyi okumanın verdiği keyif gibi acayip hisler uyandırır bünyede. Hiç unutmam lise ikinci sınıfta okurken, el arabasında kitap satan birinden maksim gorki’nin orjinal ismi halk düşmanı olan bizde yararsız bir adam adıyla basılan ikinci el kitabını almıştım, kitabın içinden sayfaya yapışmış, nerdeyse sayfanın rengini almış “bir suudi arabistan riyali” çıkmıştı, Türkiye’de bir rus yazarın kitabından “suudi arabistan” riyalinin çıkması bana hep ilginç gelmiştir, tam “oğlum kaç para eder bu” moduna girecektim ki, algımdaki batıl inançlar paranın üstündeki arapça yazılardan tırsmama sebep oldu, haliyle parayı bozdurma teşebbüsüm olmadı olamadı :) Sonra o para ya kayboldu ya da birine verdim net hatırlamıyorum, neyse bağlıyorum; sayfa altlarından ne zaman ne çıkacağı belli olmaz, sürprizlerle doludur, sen'de şuan bu sayfa altını okuduğuna göre uslanmaz bir sayfa altı seversin. Sakın yadırgama yaptığını, bir gün sayfa altından fışkıran bir mucize hayatını değiştirebilir, nasıl olur bilmiyorum ama bir gün mutlaka birşeyler olur, sabırlı ol. Bay Gri'yi her ziyaret ettiğinde mutlaka bu sayfa altına bir göz at. İkinci el kitapları, ikinci el kitapların özellikle arka kapaklarının iç kısımlarını, dondurmanın sonunu sevmeye devam...

    Koçluk ((-_-)) Eğitim Galeri Bay Gri - Künye - RSS Feed - Şikayetim yaradana bebeğim - Flickr - (-_-) - Twitter - Facebook - Mitenöy - Friendfeed - Powered by WordPress

    Kullanım - Gizli - Biz - Yazarlık - Ben - Sitemap - Bay Gri; Turhost sponsorluğunda yayın yapmaktadır. Çok yaşa Turhost... Website Content Protection

    baygri.com, baygri.net, baygri.org, baygri.info, baygri.biz

    İçinden gökkuşağı geçen bu blog saf sevgiyle beslenen bağımsız bir sinerji topluluğudur. Bu organizasyon Cengiz Aydın projesidir. Copyright © 2008-2012 Bay Gri All Rights Reserved.