Bir çınar devrildi, biz devrildik.
Saat sabahın 6.30 unda daha geceye veda etmeden gelen telefonla sesi, yıkılışımızın sesiymiş.
Ulu çınar adem ağa ( dedem ) vefat etmiş.
Yıpranışların haberiydi bu aslında ve fırtına öncesi sessizlikti.
Geriye kalan soğuk bir ceset ve ardından akıtılan timsah göz yaşları.
İmamın kayığına binen adem ağa’ yı selamlamak üzere çıktım yola ve
o yol sanki dünyanın en uzun, en çetrefilli yoluydu bana,
her ne kadar belli etmemeye çalışsam da.
94 yaşındaydı ulu çınar, koca bir asırdı yani…
Mezarlık konusunda çıkan sıkıntıları çözdükten sonra camii de aldık soluğu, (Devamını okuyun…)
Hakkını helal et…
Nefes
ağzı büzgülü rüzgar torbasında geçmiş yıllar
şaşkınlıkla yola çıktığımız günlerin tozunu mahsun gözlerle uğurladık
gönülsüz bir yavaşlık değildi de neydi bu
yerin yüzü bilir sakladığımız her şeyi
tamamına erdirebilseydik hayatı
Süreya gibi üstünü de bırakıp giderdik elbet
ilk nefesi olduk toprağın libas adamları değildik
içimizi ürperten idrak alevinde yıllarca hiç konuşmadan (Devamını okuyun…)
Yeni yıla girerken
Zaman ne çabuk geçiyor 2011 yılını bitirip 2012 ye merhaba demeye sayılı günler kaldı. İçimde biraz hüzün, biraz sevinç sabahın erken saatlerinde yakınlarıma hediye almak için bir alışveriş merkezine gittim. Tenha olacağını düşünmüştüm ama arabama zor park yeri buldum. Her tarafın ışıl ışıl süslenmiş olduğunu gördüm her yıl olduğu gibi. Önceden belirlediğim hediyeleri almak için üç mağazaya uğradım. Ödemesi, paket yaptırması derken iki saate yakın kaldım. Hiç sevmiyorum alışveriş merkezlerini. Hep birbirine benzeyen, aynı markaların satıldığı, aynı restaurantların bulunduğu ruhsuz yerler. Ama şehir hayatında her şeye kolayca ulaşabildiğimiz için sık gidiyoruz. Gerçek bu…
Sabah evden çıkmadan televizyonda haberleri izlemiştim. İzmir de bugün açılan bir teknoloji marketi ilk güne özel kampanyalar yapmış. Bunu duyan insanlar gece yarısı kuyruğa girip, mağazanın açılmasıyla birbirlerini eze eze çılgınca alışveriş yapıyordu ki bu manzara sık yaşanır oldu son yıllarda… Sanırım aldıkca mutlu olan insanlar haline getiriyor bu kapitalist düzen insanı. Üzerinde düşünülmesi gereken bir konu bu tüketim çılgınlığımız… 101 tanesi İstanbul da olmak üzere 300 tane Alış Veriş Merkezi varmış ülkemizde. Her geçen gün yenileri de açılmakta. İhtiyaç var mı? Niçin sayıları hızla çoğalıyor? Çok şey yazılıp söylenebilir bu konuda. (Devamını okuyun…)
Bir ceset’in dramı
Ceset kokusu çıkmaz kolay kolay. Kokarsın sevdiklerine ve bakarsın bir süre sonra sevdiklerin uzaklaşırlar senden
sevmemeye başlarlar seni ya da psikolojin bozulur sen istemezsin hiç birini. Kafayı kırmak üzeresindir, son bir hamle yaparsın her şey daha berbat olur yıkarsın tabuları, vurup kırarsın, yada ne bilim işte bombok edersin her şeyi.
Yavaş yavaş tanrı’ dan soğursun çünkü görürsün hak etmeyen çocukların, günahsızların ölümünü ve tanrı hiç bir şey yapmaz o an ı durdurmak için. Tanrının yerini doktorlar alır… onlardır yaşatma mücadelesi veren ki onlardır da tekrardan sağlıklarına kavuşturan herkesi. Sen her ne kadar tanrı istemese olmaz desen de canın yandığında koşa koşa ilk doktor’a gidersin. Kalp acısı dahildir buna… (Devamını okuyun…)
Bölünsün istiyorum…
Kendimi ezdirmedim onlara ama içimde birşeyler oluyordu, ruhum daralıyordu. Saat karanlığı göstermişti… yağmur eşliğinde çıktım dışar. Fütursuzca arkama bakmadan yürümeye başladım. Siyah kapşonlu adamlar takip ediyorlardı sanki.
Arkadaş sıfatı taşıyan birkaç kişiyle telefonda konuşmuştum. Ve canımın sıkıldığının hiç birinin umrunda olmadığını fark ettim. Can dostum, güzel kişi, diyemeyeceğim tekelci İbo’nun yanın da aldım soluğu. Karaciğerime gereken hassasiyeti gösterebileceğim kadar alkol aldım yanıma, kız arkadaşımın evinin yolunu tuttum. (Devamını okuyun…)
İki yüzlü şiir
“Tıpkıı… tıpkı günümüz estetiğinin artık güzel ya da çirkini değil, banal ve kiçi vurgulaması gibi… üstünü çiziyorum senin” demiştim aylar önce.
Aşk fosforlu bir renkti, hatalarda unutulmaması gereken önemli deneyimlerdi. Tekerrür etmemesi için unutulmamalı, fosforlu bir kalemle itinayla üstü çizilmeli, zaman zaman geriye dönüp baktığımızda dikkatimizi çekip beyne sinyal göndermeliydi.
Tek bir şiir, son altı ayda yazdığım, beni yatağımdan sıçratıp yazmaya iten. Beni son derece memnun bıraktı. Çünkü; Estetik tam da bu noktada da benim şiirimde devreye giriyor, banal ve kiçi vurguluyor. Yaşadığımız kiç hayatları. Suçlu kim bilmiyoruz ben, sen, o, bir başkası, bir başkaları, ne fark eder ki? Sonuca bakınca hepimiz banal ve kiçtik. Yaşanılanlar çok tanıdıktı, kulak aşinalığı, göz aşinalığı vardı. Zamanında unutulmaz aşkların sevincine, kederine, ızdırabına, umuduna dil olan şiir çoşkuyla dökülüyordu, yine dökülüyor dilden; banal ve kiç ilişkilere… (Devamını okuyun…)





Son yorumlar