Teşekkür Ederim

Zamanın en büyük yeteneği, her şeyi alıp senden uzaklaştırması… Başta çok büyük, çok ağır geliyor. Bir şeyler değişiyor ve sen avucunun içindekini kaybetmeye başlıyorsun. Benim dediğin her şeyi uzaklaştırabiliyor zaman. Bazen anıların bile zamanın sonsuzluk girdabında yolculuğa çıkıyor. Her şey değişikçe canında acıyor.

Şimdi yine bir şeyler değişiyor. Doğum sancısı gibi sancılar sarıyor bazen ruhumu ama biliyorum sonunda değecek. Gitmesi gerekenler gidecek. Bir yandan insanın canı yanarken bir yanda da kollarını olabilecek bütün olasılıklara açması ne demekmiş artık biliyorum. Geçmişime dönüp baktığımda günler boyu ağlatan kalp acıları, hayal kırıklarının hepsinin benim yolculuğumun bir parçası olduğunun da farkındayım artık. Biliyorum ki yoldayım. (devamını gör…)

Yorum yap

Rastlantı da rastlantı yoktur.

Karadeniz gezimizin ilk akşamı, yemek sonrası aramızda sigara içenlerden bir kaçımız ayrı bir köşede yudumluyorduk kahvelerimizi. Bir yuvarlak masanın etrafında, önümüzde ki günlerin program akışı, gezilecek görülecek yerlerden söz ediyorduk. Gurubumuzun rehberi, Mustafa, Sedat ve ben laflıyorduk. Karşımda ki üç erkekten birinin ”Tesadüf” sözüne, benim yine çeneme hakim olamayıp araya sıkıştırdığım ve çarçabuk yapıştırdığım ”Tesadüf diye bir şey yoktur” karşılığım sayesinde, hızlı bir şekilde yön değiştirdi konu.

Bir ”Tesadüf” sözü lafın sözünü ve sesini açtı. Mustafa’yı bilirim de, diğer ikisinin de tıpkı Mustafa gibi Ateist olduğunu öğrenmeme sebep oldu. Karşımda 3 Ateist adam vardı. İçlerinde bir Müslüman ben. Üçü bir olmuş ısrarlı savunmalarıyla, din ve inanca yöneldi bu kez konu. İnancı konuşmak yavan gelir bana. Ama madem üç ısrarlı adam karşısında tekim, hücuummm. (devamını gör…)


Hahaytt kızamıkmış! yemişim seni kızamık :)

Henüz 3 yaşındaymışım. Hiperaktif bebeklik çağlarım. Üzerine üstlük şimdikinden daha beter bir sevgi kelebeği varmış içimde. Herkes beni seviyor, ben zaten herkese bayılıyorum havalarındaymışım.

Özellikle de kuzenlerime karşı böyle. Ne de olsa aramızda pek yaş farkı yoktu onlarla. Birisi 4 yaşında o zaman diğeri ise 7. Her gün ya onlar bizde, ya da biz onlarda. Sonrasında kuzenlerim kızamık çıkartıyorlar. Tabi ailede herkes panik. Teyzem telefon açmış anneme “Aman ablacım kızlar kızamık çıkardı. Elif i getirme şimdi hiç hastalıkta çıkarmadı bulaşır falan kızlardan Allah korusun.” demiş. Ben bu konuda söz dinler miyim? Her gün tutturuyormuşum “Tuğba ile Olcayı istiyorum” diye. Ağlıyormuşum, zırlıyormuşum, küsüyormuşum ama nafile. (devamını gör…)

Yorum yap

Tavan ve taban

Hiç ortam olmayacak benim. Hiç beceremeyeceğim aralarda derelerde olmayı, orta mecralarda dolaşmayı. (Bknz:Ya vınnn yada vınnzzz yazım). Ya tavandayım ya tabanda. Bazen bir olayda, üstelik aynı anda her iki mekanda da olabiliyorum ayrıca.

Hani diyorum, şu beynimi ve ciğerimi vereyim kedilere, bu durumdan kurtulurum belki. Şimdi beynimle ciğerimin kedilerin pençelerinde ne işi var değil mi? Var. Bence var. Bana kalırsa var. Çünkü, herhangi bir durum karşısında, beynim anında en ayrıntılı, girintili çıkıntılı yollara saparken ve ücralarda dolaşırken, aynı anda ciğerim insan olma özümü dürtüyor, yoluyor, zorluyor. Tamam tuhafım. Ama tuhaf olduğumu inkar etmeyecek kadar da kendimi tanıyorum. (devamını gör…)

6 Yorum

Alarma alo demek

Henüz saat sabahın 9′u. Laptopumu neden açtığım hakkında en ufak bir fikrim yok. İçime “yaz” komutu geldi ,öyle açtım yazıyorum valla içimden ne gelirse.

Uykum var gibi de yok gibi de. Belki biraz kitap okusam uyurum belki de. Şu an en bilinçsiz en savunmasız hallerimle yazıyorum ya da yazamıyorum. Aman ne yapıyorum bende bilmiyorum bir tuhaflıklar, bir uyku semeliği yerleşmiş üzerime işte :) Ki zaten uyuyordum ben. (devamını gör…)

4 Yorum

İkibininci yazı teşekkürnamesi

Okuduğunuz yazıdan önce baygri.com’a ikibininci yazıyı yükledim.

İkibininci yazı sonrasında şurada detayını yazdığım olayı gerçekleştirmek için oturduğum mahallenin çocuklarından Kaan’a kura çektirdim, Kaan’ın çektiği kurada baygri.com yazarlarından; Elif Savaş ve Selda Uğur’un isimleri çıktı, kendilerine 30×40 ölçülerinde birer tane orjinal yağlıboya resim hediye edeceğim. Kendilerini kutluyorum. (devamını gör…)


Mississippi yanıyor/ 10. karayolu (Gerçek hikaye)‏

Sokakta, eski bir bilet satış gişesinin üstü kapalı üç bir yanı açık beton zemininde koğuşlandıkları yerde, günün ışımasını bekliyor kadın. Oysa doğacak gün belirsiz. Yine de her gecenin sabahı bir ümit gibi geliyor kendisine. Korkulu gece, nihayet artık uzamakta ki ısrarını bırakıyor. ”Gün doğmak için, hiç bu kadar tembel olmamıştı” diye düşünüyor kadın. Ve sabaha erdiğinde zaman, kadın hiç bir sabaha bu kadar şükretmişliğini hatırlamadığını farkediyor o an.

Kucağında, sıkıntılı ve rahatsız uykudan uyanmak için kıpırdanan kızının sarı saçlı başını okşarken kadın, eşiyle göz göze geliyor. İkisinin de günlerdir sadece bakışları konuşuyor. Dilleri, güçsüz bir söz edersem korkusuyla olduğundan, epeydir kelimelere meyl etmiyorlar. Kadın, gözlerini herkesin sönmüş ferli bakışlarından daha ışıltılı tutmaya çalışıyor. Çünkü o bir kadın. Ailesi, gücünü kadının dik duruşu ve gülümsemesinden alıyor. (devamını gör…)


İzledim: İnception/ Başlangıç

Uzun zamandır sinemaya gitmemiştim. Yaklaşık 7-8 ay oluyor hani. Dün açılışı Leonardo DiCaprio’nun son filmi Inception/Başlangıç filminde yaptım. Filmi Cinebonus Kanyon’da izledim. Çok serin olmayan bir İstanbul akşamında o püfür püfür esen Kanyon akşam gidilebilecek güzel yerlerden birisi zaten. Sineması da çok kaliteli…

Gelelim filme.. Film Bilim-Kurgu türünde.. Ama bilimsel gerçekler de üzerine yazıldığı için kurgu çok da yapay durmuyor hani.. Filmi yazan ve yöneten, kardeşiyle ortak senaristlik yapan ingiliz yönetmen ve senarist Christopher Nolan. ‘The Dark Night’ın da senaristi aynı zamanda.. Çok güzel yazmış gerçekten, hani biri gelse bana bu senaryoyu verse al ben yazdım dese ‘Deli misin kardeşim sen? Git bir tatile çık’ derim, akıl işi değil, filmi izlerken bile kafaları bozdum ben.. (devamını gör…)


Gönderilmemiş mektuplar/Ey Sevgili

Hatırlıyor musun, ”Ben, sen olsaydım, beni sevmezdim” demiştin. Çok mümkün böyle diyeceğin. Çünkü sen, ben değilsin. Sen, seni seyretmekten bihabersin. Seni ben gibi bilebilmen lüks senin için. Mecnun’da ki aşk olmasa, Leyla hiçti hatırla. Sen ki, aşk’sın, ibadetsin. Göğsümde sana titreyeni sen nereden bileceksin?

Hem, sana değil, bana geldi en yüksek merciden ”Sev” emri. Yumruk kadar dev, bana takılı. Benim taşıyanı. Bilirsin, dokundurmam dilediğim gibi severim. Seven ben değil miyim? Sevmek bu, aşkın en sahici hali. Bu yürek sana deli, kime ne zararı var ki? Kimseye de hesap vermem bilirsin. Hesabım, bir kendimedir bir de Yaratan’a. Aşk dendi mi bir duracaksın. Geri kalan herşey ve ötekiler safsata. Aşk bu, sözü geçti mi susacaksın. Dönüp boşluğuna bir bakacaksın. Önce susuzluğuna sen kanacaksın. Leyla’dan geçme faslının ardında Mevla’yı bulacaksın. (devamını gör…)

2 Yorum

İnsanlar ve rastlantılar

İçinde yaşadığımız dünya ne kadar küçük sizce? Bence çok küçük. Bir kez rastaldığımız birine yine rastlar mıyız? Rastalayabiliriz herhalde. Yaratıcımız ne kadar yakın kalbimize? Bence çok yakın. O bizim nefesimizde, nefsimizde. Bakmak mı, duymak mı, bilmek mi hangisi önemli sizce? Eğer Yaratan sapasağlam verdiyse bu üç özelliği bize, hepsi önemli bence.

Bakmadım, görmedim, duymasam da olurdu dediğim bir şey aslında ama duydum işte.  Her şey benim dışımda gelişti. Yaratan bilmemi istedi bende duymuş bulundum. Ben bu kez sadece sahne kenarında bir seyirciydim. Telefonda karşımdaki ses bir tepki bekledi anlattıklarından sonra. Ve sonra o cümle çıktı iki dudağımın arasından “Vay be dünya ne küçükmüş. İnsanlar ve rastlantılar…” diyebildim ve gülümsedim. (devamını gör…)

10 Yorum

Benim balım bir melek

Şanslı hatunum ben. Neden mi? Harika bir ailem ve harika bir dayım var. Ben öyle bir dayıya sahibim ki üzüleceğim bir şey olsa onu bile tam yaşayamıyorum.

Bir şeye üzüldüğümü hissetiği an, ne kadar uzağımda olursa olsun aklımı bildiği kadar kalbimi de bilir ve hemen yanımda olur. Bazen o tok sesi ile telefonun diğer ucunda, bazen elimizde birer fincan sütsüz, şekersiz kahve ile webcamde, bazen ise kocaman bir kucak ile hemen dibimde. Doğum günümde bana bir mesaj yollamıştı ve o mesaj o gün okuduğum mesajlar içerisinde en güzel olanıydı; (devamını gör…)

Yorum yap

  • Seni sevdiğimi göreceksin sevmediğim zaman, çünkü iki yüzüyle karşına çıkar hayat. Bir sözcük sessizliğin kanadı olur bakarsın, ateş de pay alır kendine soğuktan..."Pablo Neruda"

  • Arşiv

  • Kafiyesiz Duygular on Facebook
  • (-_-)

  • www.baygri.com on Facebook
  • Son Yorumlar

    Biz - Ben - Yazarlık - Sponsorlar - Sitemap - 1 Dk. - Gizlilik - Kullanım - Reklam - Sponsorluk - Yukarı


    Türkiye'nin en iyi topluluk blogu ödülüne layık görülen baygri.com özgür ve samimi bir sinerji topluluğudur, bu organizasyon Cengiz Aydın projesidir. copyright © 2008-2010 Bay Gri