Saat sabahın altısı ve ben sesinden düşerek uyanıyorum bunca zaman düştüğüm onca boşluk rüyasından amansız iç çekişlerle uyanışlardan sonra bu ilk. Bir sesten nasıl düşülür, ne kadardır yüksekliği.
Bir bardak suyun serinliğine bırakıyorum kendimi sokaktan sesler gelmeye başlıyor hızlı hızlı yükselip alçalan topuk seslerinde yalnızlığımı hatırlıyorum ve o güzel kadınları düşlüyorum evden çıkmadan önceki hallerini. Dağınık saçlarla uyanıp o muhteşem halleriyle kendilerini sokağa atışlarını, kendimden vazgeçmiş olmam artık beni üzmüyor topuklu ayakkabılar mini etekler, oysa istesem yaparım onlar gibi olabilirim önümde hiçbir engel yok, ancak ruhumun önüne çektiğim çirkinlik paravanı hayattan kaçıp sığınmamı kolaylaştırıyor… Bekliyorum kaybolduğum bu boşlukta hava almak için kendime tüneller kazıyorum, kafamı apansız çıkardığım her çukur bir karmaşaya açılıyor ve ben canhıraş kesiklerle içeri kaçıyorum, içimin yosun ve naftalin kokan dehlizlerine. (Devamını okuyun…)









Son yorumlar