“Dünyayı sahiden bilenlerin yüzüne dağılabilecek kadar berrak kalan bir gülümsemeyle”
Suskunluğu sese çeviren adamın zamanıysa bu zaman..için kanar, uyuşur bedenin, donar kalırsın yaşamın içinde. Bazen ağırdır tanıklık etmek zamanın katledilmesine seyirci kalmak, o an istediğin el onun eliyse, o an istediğin onun sesiyse, onun sözüyse boşa geçmiş zaman dersin, bilirsin bu adam doğru buluşmaların adamıdır.
Gelişlerine, gidişlerine, kalışlarına, sözlerine, dokunmalarına ve elbette düşüncelerine tanıksındır önceden, bildiğin, tanıdığın nefestir o, yaşamak dediğinde yanında olmasına şükrettiğindir, yabancı değildir henüz sana, gitmemiştir senden daha, yaşadığın daha geçmiş bile olamamışken, tanık olmak gidişine..el sallamak, sahi unuttuğum bir şeyi yaptım..gidene el sallamayalı ne çok zaman geçmiş, gider mi gider? kalır mı kalırsın sen de..bu neşe, bu ayaz, bu aşk, bu kahve, bu biber, bu acı, bu şeker….yok yok öte hiç yok..
Bildik masal yaşamadım ben seninle..bir adamla nasıl zenginleşilir, sonra onu yitirince bile nasıl güzelleşilir bunu bildim, kavramaya çalıştığım yaşamın, aşkın ve kendimin başka hallerini keşfettim seninle..sözcüklere, hayallere tutunup giderim..bir düşü yolculadım ama şıkır şıkır bir iz bıraktı içimde ne güzel..
”mavi serpuşlu bedevilerin, çölü suyun mavisine boyadıkları gibi, benim kalbime de yıldızları serpti gitti ne güzel”













Facebook
Flickr
FriendFeed
Twitter
Xing
Aralık 15th, 2009 on 14:53
Hoş bir ayrılık yazısı tebrikler…
“Severek ayrılınsa aşka hasret kalınsa, eğer mutlu olunursa yeniden barışılsa” olmazmı?
Ocak 23rd, 2009 on 11:51
Her ayrılık böyle güzel bi tat bırakabilse keşke… Belki acısı geçinçe hepsinden bir kaç ışık parlıyodur, kimininkisi az, kimimkisi daha parlak…